Sanat ve İnanç

“SANAT VE İNANÇ” KİTABI ÜZERİNE

 

Yrd. Doç. Dr. Muharrem Kaya

MSGSÜ Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

 

Kültürü, insanın kendisini, toplumu, evreni anlamlandırmasıyla ilgili zihinsel kodlar ve tabiata eklenen, onu değiştiren teknik, maddî unsurlar olarak tanımlarsak, sanat ve inanç da kültürün temel iki bölümünü oluşturur. 2000 yılının İnanç Yılı olması dolayısıyla Mimar Sinan Üniversitesi Türk Sanatı Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nce düzenlenen, 13-15 Kasım 2000’de gerçekleştirilen Sanat ve İnanç Sempozyumu kültürün bu iki unsuru üzerine odaklanmıştı. Tarih, sanat tarihi, arkeoloji, edebiyat, plâstik sanatlar, mimarî, felsefe ve sosyoloji alanındaki kültürel incelemeler akademik yetkinlikte sunulmuştu. Bu sempozyumun bildirileri Şubat 2004’te basılarak iki cilt halinde yayımlandı. Böylelikle 1. ciltte 27, 2. ciltte 30 olmak üzere toplam 57 bildiri ve bu bildirilerin genişletildiği makaleler okuyucuya sunulmuş oldu. Yalnız burada bazı yazıların bildiri olarak sunulmadığını, bildirilerin kitaplaşma aşamasında yayın kuruluna iletildiğini de belirtmemiz gerekir. Bu yazıda Sanat ve İnanç Sempozyumu bildirileri kitabının genel tanıtımı yapılacak; okuyucu için bir fikir vermek üzere, dikkat çekici olan yazılar üzerinde durulacak, bildirinin içeriğiyle ilgili genel bir değerlendirme yapılacaktır.

 

1. cilt, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü İsmet Vildan Alptekin’in “Sunuş”, Türk Sanatı Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Zeki Sönmez’in “İki Söz Arasında”, Semra Germaner’in “Önsöz”, Hâlenur Kâtipoğlu’nun “Rıfkı Melûl Meriç’in Hayatı ve Eserleri”, Ataman Demir’in “Rıfkı Hoca’yı Anarken”, Semavi Eyice’nin “Tanıdığım Rıfkı Melûl Meriç” başlıklı yazılarından sonra Genel Konular, Sosyoloji-Felsefe, Edebiyat, Tarih Öncesi ve Antik Sanat başlıkları altında toplanan bildirilerden oluşmaktadır.

 

Kitabın “Sunuş” yazısında Rektör İsmet Vildan Alptekin, özellikle Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adının ilk kez üniversitenin bu yayınında kullanıldığını, Sanat ve İnanç Sempozyumu bildirilerinin Türk Sanatı Tarihi Enstitüsünün kurucularından Rıfkı Melûl Meriç’e adandığını belirtmiştir.

 

“Sunuş” ile “Önsöz” arasında yer alan Türk Sanatı Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Zeki Sönmez’in “İki Söz Arasında” başlıklı yazısında, pek çok bilimsel bildiri, makale şeklindeki yazıyı içeren bu kitabın, gittikçe popülerleşen kültür hayatımıza, akademik çok seslilik çerçevesinde katkısını vurgular. Ayrıca “kâğıt üzerinde var olan Uygulama ve Araştırma Merkezlerinden farklı bir kimlik” taşıdıklarını yazan Sönmez, bu türden bilimsel faaliyetlerin yazıya geçirilmesi gerektiğini de belirtir.

 

Sempozyumun gerçekleştirildiği dönemde Merkez Müdürü ve Bölüm Başkanı olan, düzenleme komitesinde büyük emeği geçen Semra Germaner, “Önsöz”de sanat ve inancın birlikteliğinin kültürel çok yönlülüğe yol açtığını; sempozyumun bilim adamları, öğrenciler ve basın tarafından ilgiyle takip edildiğini belirtir. Bu yazılardan sonra sempozyumun adandığı Rıfkı Melûl Meriç’le ilgili üç yazı yer almaktadır.

 

Hâlenur Kâtipoğlu, “Rıfkı Melûl Meriç’in Hayatı ve Eserleri” başlıklı yazısında Meriç’in hayatını Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ndeki personel bilgilerine de dayanarak anlattıktan sonra, Meriç’in yayınlarını büyük bir titizlikle inceleyip tanıtmış; onun özellikle üzerinde durduğu konuları vurgulamış, yazarın dikkat çektiği araştırma konularını da belirtmiştir. Kâtipoğlu, Meriç’in eserlerini “Şiirleri” ile “Araştırma ve İncelemeleri” adlı iki başlık altında kronolojik sırayla ele almıştır. Kâtipoğlu’nun da belirttiği gibi Meriç’in çalışmaları, arşiv belgelerine dayalı olduğundan ilgili alanlarda çalışanlar için önemli kaynak teşkil etmektedir.

 

Ataman Demir, “Rıfkı Hoca’yı Anarken” başlıklı yazısında, Meriç’le ilgili anılarını, özellikle 1962’de Edirne’ye yapılan gezide yaşananlar, Edirne’yle ilgili toplanan bilgiler çerçevesinde kaleme almıştır. Ayrıca bu yazıda Atik Ali Paşa Camii’nin Edirne gezisi sırasında yapılan 5 rölevesi ve 3 fotoğrafı da yer alır.

 

Semavi Eyice, “Tanıdığım Rıfkı Melûl Meriç” yazısında ise Meriç’i önce yazılarından daha sonra meslektaş olarak yakından tanımasından, onun ilmî şahsiyeti ve eski eserler üzerine fikirlerinden, çalışmalarından, kişiliğinin çeşitli yönlerinden bahseder.

 

Genel Konular başlığı altında, Nazlı Ferah Akıncı’nın “Konut ve İnanç”, Ayla Antel’in “Mimarlık Tarihinin Gelişiminde Kültür-Mimarlık-İnanç İlişkisi”, Nezih Ayıran’ın Mimarlıkta Teolojik Kökenli Metaforlar”, Rana Nergis Öğüt’ün “Modern Toplumda Sanat ve İnanç”, Simge Özer Pınarbaşı’nın “Taht Tiplerinin Oluşmasında İnançların Etkisi”, Hüsamettin Aksu’nun “İslâm İnancı ve Sanatında Anıt Mezar”, Mustafa S. Küçükaşcı’nın “Kâbe Sembolizmi”, Hatice Köroğlu’nun “Budizmin Kore Sanatına Etkileri”, Şule Oğuz’un “Hint Mimarîsinde Mitos, Din ve Sembolizm” yazıları yer almaktadır.

 

Nazlı Ferah Akıncı’nın “Konut ve İnanç” makalesinde, Türk kültürünün göçebelik dönemindeki çadırın, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra geçilen yerleşik medeniyetin konutu olan geleneksel evin, batılılaşmanın etkisiyle Türk toplumsal hayatına giren apartman dairesinin kullanım, inanç ve yapısı üzerinde genel düşünceler toparlanmıştır. Çadırda önemli olan pratiklik ve çok fonksiyonluluktur; yerleşik dönemde bunun yerini çok fonksiyonlu oda almıştır ve mahremiyet önemlidir. İlahî olduğu için cami, diğer evlere göre büyük ve tek, konutlar ise fâniliği temsil etmesinden dolayı camiye göre küçük yapılmıştır. Apartman dairesinde ise ekonomik gerekçelerle mahremiyet zedelenebilmektedir. Yazıda bu temel düşünceler belirtilirken “hareketli bir mobilizasyon”, “çadırın ifadesi”, “haremlik-selamlık” (s. 46) gibi dil hataları da maalesef yer almaktadır.

 

Nezih Ayıran, “Mimarlıkta Teolojik Kökenli Metaforlar” başlıklı yazısında, mimarlıkta dinî anlamları bulunan metaforların kullanılışına özellikle stupa ve pagodaları, Asplun’un İskandinavya Sineması, Jhonson ve Burgee’nin Kristal Katedrali’ni örnek olarak sunar, yorumlar. Stupa ve pagodalarda ortadaki kolon dünyayı ve cenneti birleştiren eksen, katlar ise vahdete yolculuktaki kutsal bölgeleri simgeler. Asplun’un İskandinavya Sineması’nda ise sinema perdesinin iki yanındaki Adem ve Havva figürü cennet kapısının muhafızları, film gösterimi cennet zevklerini, filmden sonra dışarı çıkış ise cennetten kovuluşu simgelemektedir. Jhonson ve Burgee’nin Kristal Katedrali’nde ise eğimli üçgen çatı teslis kavramını, dev kapı ise on emiri temsil etmektedir.

 

Rana Nergis Öğüt’ün “Modern Toplumda Sanat ve İnanç” başlıklı yazısında sanat felsefesi bağlamında şu görüşlere yer verilmiştir: Yaban toplum mitlerinden tek tanrılı dinlere kadar inancın sanatla olan güçlü bağı Aydınlanma ile sarsılmıştır. Burjuvazinin maddeye, kâra dayalı mantığının sanatı toplumdan uzaklaştırarak kendi içine hapsettiğinden bahseden yazar, Modern toplumda sanatın en önemli işlevinin toplumsal bir misyon yüklenmek değil, Aydınlanmanın önünde engel olan metalaşma ve kitle kültürüne karşı koymak olduğunu ileri sürer.

 

Simge Özer Pınarbaşı, “Taht Tiplerinin Oluşmasında İnançların Etkisi” başlıklı makalesinde tahtın, üzerinde oturan kişiye kazandırdığı güç, egemenlik dolayısıyla çeşitli kutsal motiflerle süslendiğinden bahseder. Özellikle boğa, öküz, aslan, ejderha figürlerinin kullanıldığı çeşitli tipteki tahtlar, Hint mitolojisinden, Antik Mısır’a, Budizm’den, İslâm’a kadar kazandığı anlamlarla, örneklerle açıklanmıştır.

 

Sosyoloji-Felsefe başlığı altında Dursun Ayan’ın “Sanatın İnanç Olgusunda Kendini Gerçekleştirmesinin Sosyo-Ontolojisi Üzerine Bazı Düşünceler”, Güliz Erginsoy’un “Adalılar ve İnançları: Çanakkale İli, Gökçeada İlçesi, Bademli Köyü Ortodoks Rum Cemaati”, M. Kerem Özel’in “Tapınma Mekânına ‘Merkez’ Kimliğini Kazandıran ‘Yolculuk’ Kavramı”, Hakan Çörekcioğlu’nun “Rönesans Hermetizmi ve Sanata Yansımaları”, Besim F. Dellaloğlu’nun “Erken Alman Romantik Düşüncesinde İnanç-Din-Sanat İlişkileri” yazıları bulunmaktadır.

 

Güliz Erginsoy, “Adalılar ve İnançları: Çanakkale İli, Gökçeada İlçesi, Bademli Köyü Ortodoks Rum Cemaati” yazısında Gökçeadalı Rumların, Kurtuluş Savaşı sonrası Mübadele döneminden günümüze kendi kimliklerini korumak için sözel tarihlerini oluşturmaları; dinî ve toplumsal gelenek, görenek, inanış, ikon yapımı ve ikonların sembolik anlamları, azizler, yortular ve panayırın Adalıların Ortodoks kimliğini yansıtmasındaki önemi üzerinde durmuştur.

 

Besim F. Dellaloğlu, “Erken Alman Romantik Düşüncesinde İnanç-Din-Sanat İlişkileri” başlıklı bildirisinde, Schlegel, Schleiermacher, Schelling ve Schiller gibi romantik düşünürlerin gerek dindeki gerekse Aydınlanmacılardaki akılcılığa karşı çıkarak sanatın ve estetiğin insanı özgürleştiren, ilahî bir güç olduğu yolundaki düşüncelerinden bahseder. Alman Romantiklerine göre din, bir duygu problemidir; din bilinci, estetik bilince yakındır, çünkü ikisi de duyguya dayanır. Böylelikle Romantikler tarafından insan-tanrı ilişkisi estetize edilmiş, insan-sanat ilişkisi de ilahîleştirilmiş olur.

 

Edebiyat başlıklı bölümde Mehmet İsmail’in “Çağdaş Azerbaycan Edebiyatında Ateşperestlik İzleri”, Muhsine Helimoğlu Yavuz’un “Halk Anlatılarının Sanat ve İnanç Boyutu”, Muharrem Kaya’nın “Kozanoğlu’nun Battal Gazi Romanı Çerçevesinde Cumhuriyet Dönemi’nde Yönetim, İnanç ve Sanat Bağlantısı”, Rahim Tarım’ın “Şiir ve Din”, Hanife Koncu’nun “Şeyh Gâlib Divanı’nda ‘Aşk, Âşık, Maşûk’ Etrafında Oluşan Bazı Anlam İlgileri” başlıklı yazılar yer alır.

 

Muharrem Kaya’nın “Kozanoğlu’nun Battal Gazi Romanı Çerçevesinde Cumhuriyet Dönemi’nde Yönetim, İnanç ve Sanat Bağlantısı” adlı bildirisinde, yeni kurulan Cumhuriyet’in lâiklik, cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik gibi temel ilkelerinin halka benimsetilebilmesi için halkın yüzyıllar boyunca dinlediği, okuduğu halk anlatılarının, kültür politikalarına göre yeniden yazıldığı, Aptullah Ziya Kozanoğlu’nun Battal Gazi romanı örneklendirilerek açıklanmıştır. Halk edebiyatında gerek kılıç zoru gerekse ikna yoluyla gayr-ı müslimleri müslümanlaştıran Battal Gazi, bu romanda son derece demokratik, lâik, seçimle iş başına gelmeyi düşünen bir kahraman olarak karşımıza çıkar.

 

Rahim Tarım, “Şiir ve Din” başlıklı bildirisinde, İslâm’ın, cemaatin bütünlüğünü, birliğini ön plânda tuttuğu için dinî konuları içeren belagat yönü kuvvetli şiiri ve şairi desteklediğini, bunun dışında kalan şiirin ise kendisini tekke şiiri olarak ortaya koyduğunu ileri sürer. Tarım, ayrıca Kur’an’da ve Platon’un eserlerinde yer alan şairlerle ilgili ifadeleri örnek göstererek, şiirin faydacı amaçla makbul karşılandığı şeklindeki düşüncesini berkitmiştir.

 

Hanife Koncu, “Şeyh Gâlib Divanı’nda ‘Aşk, Âşık, Maşûk’ Etrafında Oluşan Bazı Anlam İlgileri” adlı yazısında, tasavvufî konuları büyük bir ustalıkla kullanan Şeyh Gâlib’in Divan’ındaki aşk, seven ve sevilen arasındaki bağın, Mevlevîlikle bağlantılı terimler kullanılarak, Sebk-i Hindî akımının etkisiyle soyut kavramların somut unsurlarla dile getirildiğini belirtir; bunlara uygun örnekler sıralar. 

 

Tarih Öncesi ve Antik Sanat başlıklı bölümde ise Engin Beksaç’ın “Demir Çağı ve Büyük Göçler Devri Sanatında Dinsel ve Sosyal Sembolizm”, Ali Cengizkan’ın “Hititlerde İnancın Mekânı”, Mükerrem U. Anabolu’nun “Antik Dönem Anadolu Sanatı Örnekleri ile Simgeler ve Simgeledikleri Olağan Dışı Varlıklar”, Neşe Atik’in “Anadolu’da Ana Tanrıça Kültünden Çok Tanrılı İnanca Geçiş”, Zeynep Koçel Erdem’in “Antik Çağ Mitoslarında ‘Ölüm ve Yeniden Doğuş’ İnancı”, Suna Güven’in “Bir Dionysos Ayininde Zaman ve Mekân”, İ. Hakan Mert’in “Erken İmparatorluk Döneminde ‘İmparatorluk Kültü’, Anadolu İnancındaki Yeri ve Kent Mimarîsine Yansıması”, Kayahan Türkantöz’ün “Antik Çağda Mısır-Anadolu Ekseninde İnanç Etkileşiminin Kent Dokusuna ve Mimarîye Yansıması” yazıları bulunmaktadır.

Engin Beksaç, “Demir Çağı ve Büyük Göçler Devri Sanatında Dinsel ve Sosyal Sembolizm” başlıklı bildirisinde Demir Çağının inanç özellikleri, sosyal yapısı ve çeşitli sembollerin anlamları hakkında genel bilgiler vermiştir. Bu bildirinin ilginç olan yönü dilidir. Kitabı hazırlayanlar tarafından olabildiğince düzeltilen bu bildirinin, cümle düşüklüklerine verilecek tek bir örnek, yazının bütünündeki dil özensizliği hakkında bir fikir oluşturabilir: “Bu durumda da, bireylerin öz kimlikleri ve yiğitlikleri yanında, öz yaşam enerjileri ve öz benlikleri de içinde bulundukları topluluklarla bütünleşirken, aynı zamanda da bireylerin dokunma ve arzulama yoluyla elde ettikleri gizemli enerjileri ve korunmalarını sağlayan ilâhî güce aracılık eden objeler yoluyla tapınmaları, ilâhî amaçlarına olanak tanıyan gücü veren bu objeleri üzerlerinde taşımaları veya bazılarını adak olarak bırakmaları, kötülüğü ve istenmeyeni yok etmede önemli bir unsur teşkil ederken, kişi veya toplulukların amacına hizmet ederken odak oluşturan kutsal nesneleri ilâhî bir aktarım objesi olarak birey veya işlevine göre topluluğun kendi öz benliğine haz ve diğerlerine kapalı, başkalarının enerjileri ile kirletilebilecek, işlevini kaybedecek gizemli objeler durumuna getirmiştir.” (s. 233-234).

 

Neşe Atik’in “Anadolu’da Ana Tanrıça Kültünden Çok Tanrılı İnanca Geçiş” yazısında şu görüşlere yer verilir: Ana tanrıça kültü Cilalı Taş Devrinden, Demir Çağına, Hititlerden Roma İmparatorluğu Dönemine, Kibele’den Meryem Ana’ya kadar doğanın bereketi, insan ve hayvan neslinin devamını sağlayan güç olarak varlığını sürdürmüştür. Ana tanrıçanın üstünlüğünün, Tunç Devrinde çok tanrılı inanışa geçildiği Anadolu’da önemini koruduğunu belirten Atik, bu düşüncelerini görsel unsurlarla pekiştirmiştir.

 

Zeynep Koçel Erdem, “Antik Çağ Mitoslarında ‘Ölüm ve Yeniden Doğuş’ İnancı” adlı bildirisinde, mevsim dönüşümlerinin, kış ve yaz döngüsünün, Mısır, Sümer, Babil, Hitit, Yunan ve Roma kültüründe, değişik tanrı ve tanrıça adlarıyla belirtilmesine rağmen benzer mitolojik anlatılarla dile getirildiğini; bunların izlerinin çeşitli yazıtlardan, maddî kültür unsurlarına kadar görülebildiğini belirtir.

 

Kayahan Türkantöz, “Antik Çağda Mısır-Anadolu Ekseninde İnanç Etkileşiminin Kent Dokusuna ve Mimarîye Yansıması” bildirisinde, ticarî etkileşim ve savaşlar sebebiyle Mısır, Anadolu, Yunan ve Roma kültürleri arasında ortaklıklar oluştuğunu, bunların da daha çok hac merkezi işlevi gören kutsal mekânlarda görülebildiğini belirtir. Türkantöz, bu tapınakların mimarî özelliklerini çizimlerle de destekleyerek açıklar.

 

Sanat ve İnanç kitabının 2. cildi, Hıristiyan Sanatı ve Türk Sanatı başlıklı iki ana bölümden oluşur. Hıristiyan Sanatı başlıklı bölümde şu yazılara yer verilmiştir: Engin Akyürek, “Khalkedon’li Euphemia: Dinsel ve Siyasal Çekişmelerin Aracı Olarak Bir Azize”; Yılmaz Büktel, “İkonoklazma Döneminde Studios Manastırı’nın Rolü”; Gülgûn Köroğlu, “İkonoklazma Döneminden Bizans Resim Sanatı Örnekleri”; Zeynep Mercangöz, “Orta Çağ Hıristiyanlık İnanışında Ökaristi ve Sanattaki Yansımaları”; B. Yelda Olcay, “Hıristiyanlıkta Işık ve Işığın Kullanımına İlişkin Anadolu’dan Bazı Bulgular”; Ebru Parman, “Orta Çağ Phrygiası’nda Kültler, İnançlar ve Yorumlar”; Turgut Övünç, “Hıristiyanlığın İlk Dönemlerindeki Sapkınlıkların Dinsel Yapılara Etkileri”; Netice Yıldız, “Orta Çağ Hıristiyanlık Felsefesinin Kıbrıs’ta Yansımaları ve Gotik Sanat”; Sezim Sezer, “İstanbul’da İki İnanç Grubu ve Yapıları: Fransiskenler ve Dominikenler (1839-1914)”.

 

Yılmaz Büktel’in “İkonoklazma Döneminde Studios Manastırı’nın Rolü” adlı bildirisindeki alıntıların fazlalığı, dipnotlarında “Görülemedi” (s. 26) diye not düştüğü kaynakları referans göstermesi, bilimsel ciddiyetin pek dikkate alınmadığını göstermektedir.

 

Gülgûn Köroğlu, “İkonoklazma Döneminden Bizans Resim Sanatı Örnekleri” yazısında Aya İrini Kilisesi, Hagios Basileus Şapeli ve Aloda Manastır Kilisesi’ndeki fazla tanınmayan resimleri tanıtmış, 10 adet fotoğrafla bunları belgelemiştir.

Zeynep Mercangöz, “Orta Çağ Hıristiyanlık İnanışında Ökaristi ve Sanattaki Yansımaları” adlı bildirisinde, Hz. İsa’nın kanını temsil eden şarap ve bedenini temsil eden ekmeğin paylaşılmasıyla ilgili bir ibadet şeklini almış olan, şükran anlamındaki ökaristi ayininin Bizans sanatındaki örnekleri üzerinde  durmaktadır. Ökaristi tasvirlerindeki kompozisyonlar hakkında bilgi vermektedir.

 

Ebru Parman, “Orta Çağ Phrygiası’nda Kültler, İnançlar ve Yorumlar” başlıklı yazısında Anadolu’nun homojen bir kültür, inanç yapısına sahip olmadığını, pagan inanışlar etkisiyle Antik Çağda, Zeus, Ana Tanrıça, Men ve Kutsal ve Adil Olan En Büyük Tanrı kültlerinin Frigya’da görüldüğünü belirtir. Bu karışık yapının, Anadolu’daki Hıristiyan ve İslâm kültürünü de etkilediğini ileri sürer.

 

Bildiri başlığı ve kullanılan terimler açısından okuyucuyu, dinleyiciyi yanıltan çeşitli örneklere de rastlamak mümkündür. Mesela Turgut Övünç’ün “Hıristiyanlığın İlk Dönemlerindeki Sapkınlıkların Dinsel Yapılara Etkileri” şeklindeki bildiri başlığında yer alan “Sapkınlık” kelimesinin sözlükteki anlam(lar)ı bellidir, yazar bu kelimeyi değişiklik, farklılık anlamında kullanmıştır.

 

Netice Yıldız, “Orta Çağ Hıristiyanlık Felsefesinin Kıbrıs’ta Yansımaları ve Gotik Sanat” adlı bildirisinde, ikonografik alanda hemen hemen hiç çalışma yapılmamış olduğunu belirttiği Kıbrıs’taki St. Sophia, St. Nicolas, St. Catherine katedral ile kiliselerinin süsleme ve ikonografik özellikleri incelemiş; 12 resim ile görüşleri desteklemiştir.

 

Sezim Sezer, “İstanbul’da İki İnanç Grubu ve Yapıları: Fransiskenler ve Dominikenler (1839-1914)” başlıklı yazısında, İstanbul’un en eski sakinlerinden olan Fransiskenler ve Dominikenlerin kentteki tarihçeleri üzerinde durduktan sonra, Tanzimat’tan sonra gelen serbestlikle, kentin sanatına ve mimarî yapısına katkılarını dile getirmiştir.

 

2. ciltte Türk Sanatı ana başlığı altında yer alan yazılar ise şöyle sıralanmaktadır: Yaşar Çoruhlu, “Türk Topluluklarında Şaman Davulu ve Üzerindeki Resimlerin Anlamları”; Aziz Doğanay, “Türklerde Âhiret İnancının Mezar Yapı ve Bezemelerine Tesiri”; Selçuk Mülayim, “Nakkaşların Ustası Mani”; Leysen Şahin, “Kazan Tatarlarında Güneş Kültü ve Sanata Yansıması”; Gönül Öney, “Selçuklu Dinî Yapılarında Figürlü Tasvirler (Hayat Ağacı); Gündegül Parlar, “Figürlü Selçuklu Sikkelerinde İnanç Felsefesi”; Başak Burcu Tekin/Kemal Hakan Tekin, “Ortak İkonografik Kullanıma Örnek: Nisan Tası ve Bakır Kazan”; Yağmur Say, “Kalenderî-Alevî-Bektaşî Kültünde Önemli Bir Merkez: Seyyid Battal Gazi Külliyesi”; Hilmi Aydın, “Osmanlı İnanç Dünyasında Mukaddes Emanetler”; Zuhal Bezirci/Ahmet Aytaç/Meral Akan, “Kur’an Sureleri ile Bezenmiş Şifa Tasları”; Canan Cimilli, “Osmanlı’da Servi Motifinin İnançla Bağlantısı”; Tülin Çoruhlu, “Osmanlı Silahlarında Dinî İbareler”; Ayla Ersoy, “Geleneksel Süsleme Sanatlarında Kullanılan Bazı Çiçek Motiflerinin İslâm İnancı ile İlgisi”; Vehbi Günay, “Bergama Örneğinde Osmanlı’dan Günümüze Mezar ve Mezar Taşı Kültürü”; Nilay Çorağan Karakaya, “İslâm Tasvirlerinde Meryem”; M. Baha Tanman, “Osmanlı Dönemi Tarikat Yapılarında Sûfî İnançlarının ve Simgelerinin Yansımaları”; Hülya Tezcan, “Kutsal Topraklarda Sultanların Dinî ve Siyasî Gücünü Temsil Eden Örtüler”; Yüksel Sayan, “Anadolu Geleneksel Konut Mimarîsinde İnanç Faktörü”; Gönül Cantay, “Çoruh Havzası’ndaki Dinî Mimarîde Eski Türk İnanç Unsurları”; Selim Velioğlu, “Cem Kültür Evi”; Emine Önel, “Çağdaş Türk Resminde Dinsel Referanslar”.

 

Yaşar Çoruhlu’nun “Türk Topluluklarında Şaman Davulu ve Üzerindeki Resimlerin Anlamları” başlıklı bildirisinde, davulun, şamanlar için öneminden bahsedildikten sonra, davulun yapımında kullanılan malzemelerin, üzerine iliştirilen nesnelerin, derisine çizilen kozmolojik, teolojik simgelerin anlamları çözümlenmiştir.

 

Aziz Doğanay, “Türklerde Âhiret İnancının Mezar Yapı ve Bezemelerine Tesiri” yazısında, Türklerde, İslâmiyet’ten önce ve sonra görülen ahiret inancı üzerinde durduktan sonra konuyu kabir, türbe, mezar taşına getirmiş, bunlarda yer alan bezemelerin sembolik anlamlarını izah etmiş, Kur’an’da ve hadislerde ahiret ve mezarla ilgili unsurların mezar yapısına ve bezemelerine etkilerini açıklamıştır.

 

Selçuk Mülayim, “Nakkaşların Ustası Mani” adlı bildirisinde, Mani’nin hayatını anlatmış, klasik Doğu edebiyatında Mani’yle ilgili yer alan unsurlardan örnekler vermiş, Manihaist resim örneklerini yorumlamıştır.

 

Tülin Çoruhlu, “Osmanlı Silâhlarında Dinî İbareler” yazısına Türklerde silâhın öneminden ve bağlantılı olduğu maden kültünden bahsederek başlar, silâhları, sadece dekoratif amaçla yazılmış olan manasız ve dua, ayet, ibare, isim bulunan manalı diye iki gruba ayırıp konusu gereği manalı olanları Askerî Müze’den örneklerle incelemiştir.

 

M. Baha Tanman’ın “Osmanlı Dönemi Tarikat Yapılarında Sûfî İnançlarının ve Simgelerinin Yansımaları” yazısında, Osmanlı tarikatlarının yerleştiği mimarî eserlerin, özellikle ibadet yerleriyle, türbelerin, tasavvufî inançlardan kaynaklanan çeşitli sembolik unsurlarla anlamlandırıldıkları, biçimlendirildikleri üzerinde durulur. Tanman, sufîlerin ibadet mekânlarını bir tür mikrokozmos olarak gördüklerini, bu sebeple de çeşitli tarikatların kendilerine göre kutsallaştırdıkları simgeleri bu mekânlarda kullandıklarını belirtir. Daha sonra Tanman, pek çok tarikat yapısının mimarî özelliklerini, kullandıkları “simgesel dil” çerçevesinde yorumlar.

 

Bilimsel faaliyetlerin en önemlilerinden biri olan sempozyumları düzenlemek ve sunulan bildirileri kitaplaştırmak son derece meşakkatli bir iştir. Bu kitabın ortaya çıkmasında emeği geçen herkesi, özellikle Merkez müdürü Zeki Sönmez’i, kitabı yayına hazırlayan Banu Mahir ile Hâlenur Kâtipoğlu’nu ve teknik tasarımından dolayı Canan Suner’i tebrik eder, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinin başka sempozyumlar da düzenlemesini ve bunun gibi bilimsel kitaplar yayımlamaya devam etmesini dileriz.

 

Reklam
 
 
310327 ziyaretçiburayı ziyaret etti
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=