Hayat oyun değil
Hayat Oyun Değil, Tehlikelerden Nasıl Korunacağını Öğreteceksin Çocuğuna
Mine Şenocaklı
Psikolog Emre Konuk, “Tehlikelerden nasıl korunacağını öğreteceksin çocuğuna” diyor. “Peki ama nasıl?” diye soruyorum endişeyle, şöyle yanıtlıyor: “Araba kullanmayı nasıl öğretiyorsan öyle... Kim ona zarar verir, bunu hangi işaretlerden anlayabilir, uyuşturucudan uzak kalmayı nasıl başarır, öğrenecek. Öğrenmezse başı belada...”

Anne babalar çocuklarına nasıl sahip çıkacak?

Bakın, iki üç sene önce bir gençlik araştırması yaptık. Orada gördüğümüz bir şey var; çocuk ve genç risk altına girmeğe başladığı zaman problemler de ortaya çıkmaya başlıyor. Yani uyuşturucu, alkol, o, bu, vesaire...

Çocuğun risk altına girmesi ne demek?

Tanımı şu; ailede kontrol ve denetim var. Bir grup çocuk veya genç, ’Ben bir yere giderken ailemden izin alırım, gelirken saatim bellidir’ diyor. Bir kısmı ise böyle bir şeyden bahsetmiyor. Bir kısmı da aşırı kontrolden bahsediyor. Üç grup var yani... Bu çocukların arasında sigara, alkol, uyuşturucu kullanımına bakıyoruz. Ailesinden, ’Bizde kontrol yok, denetim yok’ diye bahsedenler, uyuşturucu kullanıyor. ’Çok aşırı kontrol var’ diyenler de kullanıyor. Çünkü aşırı kontrol olduğu zaman da isyan ediyor, dinlemiyor çocuk. Ama ’Benim ailemde düzgün bir denetim mekanizması var. Ben bir yere giderken izin alırım’ diyen bir çocukta alkol ve uyuşturucu kullanımı düşük. Böyle bir sürü bulgu bulduk... Risk altındaki çocukları belirledik. Ne zaman çocuk kendisine kötü örnek olacak gruplar ve arkadaşlarla haşır neşir oluyorsa, o zaman risk artıyor. Bu yüzden burada ailenin rolü önemli. Ayrıca aile içinde şiddet, anlaşmazlık, sıkıntı arttığı zaman da çocukların riskleri artıyor. Bunları görüyoruz. Onun için riski artmak demek, çocuğun sokakta ve sen kiminle, nerede, ne yaptığını bilmiyorsun demek. Ha çocuk hiç yanaşmıyordur bir yere, sorun yok. Ama bıraktığın zaman yanaşıyor. Metropol hayatı böyle bir hayat. Niğde’de oturur gibi bir hayat değil. Niğde’de kasabanın ortasından bir cadde geçiyor, bütün kasabalarda olduğu gibi, iki tarafında da insanlar oturuyor.

Anne baba kontrolü olmasa da komşu kontrolü oluyor yani?

Evet. Kılını kıpırdatamazsın, hava karardığı anda tavuklar dahil herkes evine gidiyor, sokakta da kimse dolaşmıyor. En çok kahvehaneye gidiliyor. Orada da riskli bir şey yok. Metropol hayatı ise hiçbir zaman hallolmayacak sorunlar yumağı demek. Her metropolün bir deli, bir de sapık kotası var. Bunlar her gün icra-i sanat eğliyorlar. Sen onları bilmiyorsun, görmüyorsun. Bunu sıfırlamak mümkün değil. Ama bu sorunlar var diye kafayı bozmanın alemi de yok. Bu sorunlarla beraber yaşayacağız. Ama riskler azaltılabilir.

Bir aile bu riskleri nasıl azaltabilir peki?

Kontrolü söyledik. Aile dediğimiz zaman bir sistemden bahsediyoruz. Anne, baba, çocuklar, bu sistemin parçaları. Ve her sistemin sınırları var. Sınırlardan anladığımız kurallar. Her ailenin kendi kuralları var. Bazı ailelerde kurallar çok geçirgen, çok esnek. Bazı ailelerde çok katı. Bazı ailelerde de ortada. Şimdi ailelerin bu kuralları yönetmesi gerekiyor. Zaten aileler bunu yapıyor. Yani çocuk doğar, bebektir yanına alırsın. Sonra odanda bir yatak vardır, orada uyutursun. Bir yaşa gelir, o yataktan çıkar, arana gelir, ’Gel çocuğum’ dersin, yer açarsın... Ama çocuk büyüyor. Bir zaman sonra ’Gelme! Burası yatak odası girilmez!’ dersin. Kapıyı da kaparsın. Dinlemiyorsa, kilitlersin. Burada ailenin kuralı çalışıyor. Ama hayati konular söz konusu olduğunda ne yapılacak? Herkes evden sabah çıkıyor. Kimi okula gidiyor, kimi işe... Akşam belli bir saatte bir araya gelinecek. Bu sistem kurulur. Babanın belli bir saatte eve gelmesi lazım. Annenin, çocukların da belli bir saatte gelmesi lazım. Yani bir gün böyle, bir gün böyle olmaz. Herkes bilir, saat kaçta evde olunacağını. Yarım saat gecikince telefonlar işlemeye başlar. ’Nerede, ne oldu?’ diye. Bu sistemi aileler kurar. İşte metropolde bunu iyi dengelemek gerekiyor. Bunun da yolu anne ile baba kurallarda, uygulamada anlaşacaklar. Birbirlerine de engel olmayacaklar.

‘Her çocuğun çişi gelir gibi diskoteği geliyor!’

Yani biri kızarken diğeri müdahale etmeyecek?

Evet. ’Annen kızar, baban kızar, sen git, ben seni idare edeyim, arkadaşında kal’ denmeyecek. Anne-baba anlaşacaklar. Çünkü sonra birine fatura çıkıyor. İkincisi, ailelerin ciddi hatalı davrandıkları nokta şu; anne-baba ne kadar korkuyorsa o kadar çok yasak koyar. Onların korkusu, kaygısı tayin eder, yasağın şiddetini... Halbuki anne-babanın bir sürü faktörü hesap edebilmesi lazım. Neyi hesap edecek? Çocuk diyor ki, ’Anne, ben bu yaz diskoya gideceğim.’ Her çocuğun çişi gelir gibi diskoteği geliyor. Yani gidecek. Şimdi senin karar vermen lazım. Kuralları korku üzerine oturtursan, senin yaşadığın kaygı ve korkudan çıkarsan yola, hiç gitmemesi lazım çocuğun. Çünkü hangi yaşta giderse gitsin kızın, içkisine uyuşturucu atabilirler. 20 yaşında da atabilirler, 15 yaşında da... Dolayısıyla kuralların korku üzerine oturmaması lazım.

Neyin üzerine oturması lazım?

Yaşadığın kültürün üzerine... Eğer kızının sınıfındaki arkadaşlarının büyük bir kısmı diskoteğe gidiyorsa engel olamazsın. Olmaman gerekir. Çünkü, o zaman kaçmalar başlıyor.

Geçenlerde bir kız arkadaşlarıyla buluşmak için balkondan kaçmaya kalkarken düşüp ölmüştü... Bu uç bir örnek belki ama...

Ama doğru... Yalanlar başlıyor, kavgalar başlıyor. Kızın arkadaşlarıyla diskoteğe gitmek istedi diye. Peki arkadaşlarının anasının babasının canı yok mu? Onların çocukları gidiyorlar, akşam da geliyorlar. Ha, o gidişi kontrol altına alacaksın. Nedir o? Kiminle gidiyor, telefonu kapalı olmayacak, telefon edildiği zaman cevap verecek, birlikte gittiği insanlara anne-baba güvenecek. Kim olduğunu bilecek, mümkünse onların bir tanesine eklemleyecek çocuğunu, ’Sen sorumlusun’ diyecek, telefonlarını alacak, bir şey olursa bulabilsin diye... Kız bunlara ’Hayır’ derse, ’Gitmeyeceksin!’ denecek. O kadar. Bu disiplini kuracaksın. Bakıyorsun, çocuğun balkonda parmaklıkların üzerine çıkmış, denge oyunu oynuyor, beşinci katta! ’Ne yapıyorsun kızım?’ ’Anneciğim cambazlık öğreniyorum.’ ’İyi kızım’ mı diyorsun? Hayır, tutuyorsun kolundan indiriyorsun, ’Oraya çıkamazsın!’ diyorsun. Anne- babanın bu yetkisi hep var. Ama balkonda tehlike var. Onun için makul kolundan tutup indirmek. Oysa o kadar tehlike yoksa, risk yoksa, o zaman yasaklayamıyorsun. Bu yüzden diskoteğe gidip hayatta kalmayı, kendini korumayı öğretmen gerekiyor.

Ama nasıl?

Şimdi bakın, hayat oyun değil, çocuğuna öğreteceksin nasıl korunacağını. Araba kullanmayı öğretmeyi biliyorsun! Çocuk Tünel’de bir lisede okuyor. Servisi var. Binmiyor servise kız, İstiklal Caddesi’nde arkadaşlarıyla yürüye yürüye Taksim’e geliyor. Otobüse biniyor, eve gidiyor. Bazen de bir kafeteryada oturuyor arkadaşlarıyla. Anne kuduruyor, kızı niye servisle gelmedi diye eve... Çünkü korkuyor, İstiklal Caddesi’nden... Oralarda bir yerlere bulaşacak kızım diye. Bunu konuşuyoruz. Anneye diyorum ki, ’Kusura bakmayın ama bir şey soracağım, kızınız seneye üniversiteye gidecek mi?’ ’Evet’ diyor. ’Nereye gitmeyi düşünüyor?’ ’Vallahi biz Avrupa istiyoruz. İngiltere iyi olur tabii. Türkiye’ye yakın...’ diyor. ’Peki hanımefendiciğim, seneye kızınız Londra’ya gidebilir, orada okuyabilir. Biliyor musunuz, evden çıktığı anda uyuşturucu var. Peki sizin kızınız Tünel’den Taksim’e kadar kendini koruyamıyorsa, Londra’da nasıl koruyacak? Düşündünüz mü hiç?’ Hayır. Diyelim ki seneye Ankara’da bir üniversiteye gitti. ’Ev mi tutacaksınız?’ Hayır, yurtta kalacak. ’Ha, çok güzel. Yurtta kimler var biliyor musunuz? Satanist var, THKP-C var, PKK var, hepsi var. Peki kızınız onlara karşı kendini nasıl koruyacak? Tünel’den Taksim’e yürürken kendini koruyamayan kız... Onun için diyorum ki, aileler kontrolü kendi kaygılarından kalkarak yapıyor. Ben de o zaman anneye diyorum ki, ’Kusura bakmayın hanımefendi, bir seneniz var. Kızınızın da bir şansı var. Tünel’den Taksim’e kadar yürüyecek. Ben destekliyorum. Yürüyecek, gelecek ve kendisini korumayı öğrenecek. Akşamları da diskoteğe gidecek, dans edecek. Kendisini uyuşturucudan, ondan bundan korumayı öğrenecek. Abuk sabuk insanlardan uzak kalmayı öğrenecek. Öğrenmezse başı belada.’

Münevver, Cem’in hastalıklı olduğunu anlayabilirdi

Çocuğumu tehlikelerden nasıl korurum kaygısıyla size gelen anne baba çok mu?

Çok tabii... Çünkü belli bir yaştan sonra zorluyor sistemi çocuk. Yani çocuğun gelişmesi, olgunlaşması demek, anneden babadan bağımsız karar almayı öğrenmesi demek. Bizim olgunlaşmadan anladığımız bu. Bunu öğrenmesi demek, çocuk sınırı zorlayacak demek. Annenin yasağını falan dinlemeyecek. Ama sen kendi korkundan üretiyorsan stratejini olmaz. Korkudan ürememeli, peki neye bakacak anne baba? Bir sosyal çevreye bakacak, iki çocuğunun zeka durumunda problem var mı, buna bakacak.

Yani muhakeme kabiliyeti var mı? Anlayabilir mi karşısındaki iyi mi, kötü mü diye...

Evet. Duygusal olgunluğu açısından yaşıtlarıyla aynı seviyede mi? Yoksa bir düşüklük var mı, ona bakacak. Üç, kişiliği açısından bir sıkıntı var mı? Mesela, atıyorum strese dayanıklılığı çok az. Atıyorum, alttan alma eğilimi çok yüksek. Boyun eğme eğilimi çok yüksek. Kolay ikna edilebiliyor mesela. Sonra, çocuğun geçmişinde, sicilinde sıkıntı var mı? Çocuk habire evden kaçıyor mesela, onun normal çocuk muamelesi görmemesi gerekiyor. Ona ’Peki kızım, söz verdin erken geleceğine, hadi git’ diyemezsin. Kız gidiyor gelmiyor. Sicil önemli. İnsanlar geçmişte ne yapıyorlarsa, gelecekte de onu yapıyorlar. Sınırları ona göre koyacaksın.

Ve tabii hayatı da biraz anlatmak lazım galiba?

Evet. Şu hiç yok mesela, sana zarar verecek erkek arkadaşı, kız arkadaşı veya insanları ayırt etme yeteneği yok. Kim bana zarar verir, nereden anlarım bunun işaretini, böyle bir eğitim hiçbir çocuğa verilmiyor.

Bu nereden anlaşılır peki? Mesela Münevver, Cem’in hastalıklı biri olduğunu anlayabilir miydi?

Anlardı... Anlaşılır, belli ediyor kendisini. İnsanlar çok basit şeyler yapıyorlar, bunlar doğal karşılanıyor. Mesela, yetişkin hayatından bahsediyorum, erkek arkadaşın üst üste üç işten ayrılıyor. ’Niye ayrılıyorsun Kemalciğim?’ diyorsun. ’Vallahi ben o kadar baskıya gelemem’ diyor. O kadar baskıya gelemem deyip arka arkaya üç iş kaybeden bir erkek arkadaşın var. Kardeşim uzak dur! Ne olduğu belli. Mesela çabuk öfkeleniyor, çabuk hakaret ediyor, şiddet kullanıyor veya dil olarak şiddet kullanıyor. Bunları belli etmeden ilişkiyi sürdürmek, bir zaman sonra zor. Yani bir ilişki varsa bunlar sırıtıyor... Tabii Cem nasıl bir tavır takındı onu bilmiyorum. Ama basit göstergeler var. Yaştan da bağımsız konuşuyorum. Birisi seni durmadan aşağılıyorsa, kötülüyorsa, 35 kere düşünmen lazım. Yani sevgilim dediğin erkek ya da kadın seni ikide bir küçük düşürüyor, kötülüyorsa, böyle bir insanla ilişkini kesmen lazım. Düzelir diye düşünmemen lazım. Başka şeyler düzeliyor, bu düzelmiyor. Ya da çok sinirliyse. Geçici değil bu siniri. Öfke nöbetleri yaşıyor. İkide bir kavga ediyor. İşte ne bileyim, alkolü fazla kaçırıyor, uyuşturucu kullanıyor. Bir defa, iki defa değil. Böyle bir trendi var. Dünyası sınırlı. Bir şeye takmış, onunla uğraşıyor. Demek ki senin hayatına bir zenginlik katamayacak. Bir sürü kriterine bakman lazım. Bunlara bakılmıyor, aşk var ya, bunlara ’okey’ deniyor. Çocuklara, gençlere bunları öğretmek gerekiyor. Aslında çocukların, gençlerin kendilerini nasıl koruyacakları okullara ders olarak girmeli. Yani bir kimden uzak duracaksın... Mesela benim öyle bir yazım var, uzak durulacak kadınlar ve erkekler diye... (Listeyi dün yayınlamıştık)

Gençler de faydalanabilir mi bu listeden?

Tabii... Fark etmiyor. Bu kişilerden uzak durman lazım. Eğer bu listeden iki tanesi varsa...

Sadece iki tanesi mi?

Evet. Bunları görünce uzak durman lazım. Yoksa üzülürsün... Halledemezsin, hallolmuyor. O kendi isteyecek de, terapiste gidecek de... Zor!

-BİTTİ-
27.07.2009 Pazartesi
Reklam
 
 
294483 ziyaretçiburayı ziyaret etti
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=