THE 3

 

TÜRK HALK EDEBİYATI III
2. SINIF GÜZ YARIYILI
 
 
1. DERS:
Meddahlık (Türk halk edebiyatında görülen anlatıma dayalı türler arasında meddah hikâyelerinin yeri, diğer türlerle arasındaki benzerlikler, farklılıklar. Halk tiyatrosunun temel özellikleri. Meddahların, hikâye anlatma geleneğindeki yeri, kaynakları; hikâyelerin yapısı, bölümleri. Bir meddah hikâyesi örneği üzerinde metin özelliklerinin açıklanması. )
 
 
2. DERS:
Orta Oyunu (Orta Oyunu’nun kaynakları, çeşitleri, bölümleri. Örnek olarak okunan metinlerin yapı ve içerik çözümlemesi. Seyirlik köy oyunlarının çeşitleri, yapı özellikleri. Bu oyunların mitolojik temelleri.)
 
 
3. DERS:
Karagöz  (Karagöz metinlerinin kaynakları, sınıflandırılması, yapı özellikleri. Meddah, Orta Oyunu ve Karagöz metinlerinin Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyal yapısıyla olan bağlantıları.)
 
 
4. DERS:
Halk dili (Deyim, atasözü, argo, birleşik kelime, ikileme, ikizleme, okşamalık, tekerleme, örtmece, dua, beddua, deyiş, küfür sözleri arasındaki gramer ve anlatım farklılıkları.
 
5. DERS:
Halk dilinin içeriğini oluşturan unsurlara örnek olmak üzere, Türk deyim ve atasözlerinde kadına bakış açısı, ayrıca yine deyim ve atasözlerinde psikolojik unsurlar açıklanacaktır.
 
6. DERS:
Bilmecelerin çeşitleri, kaynakları, yapısal özellikleri. Bilmece, lûgaz, muamma arasındaki farklar. Ninnilerin çeşitleri, kaynakları, yapısal özellikleri, sosyal ve psikolojik işlevleri. Ağıtların çeşitleri, kaynakları, yapısal özellikleri, sosyal ve psikolojik işlevleri.
 
 
7. DERS:
Şiir dili ve genel dil arasındaki farklar. Şiir dilinde metafor, metonimi ve imgenin öneminin örneklerle açıklanması. Anonim halk şiirinin genel özellikleri.
Manilerin örneklere dayanarak çeşitleri, konu, biçim özellikleri.
Ninnilerin örneklere dayanarak çeşitleri, konu, biçim özellikleri.
Tekerlemelerin örneklere dayanarak çeşitleri, konu, biçim özellikleri.
Türkülerin örneklere dayanarak doğuşu, kaynakları, ezgi, konu, yapı özellikleri.
 
 
8. DERS:
Türk halk şiirinin kökenleri; din, törenler ve şiirler; ozanlık, müzik ve şiir.
Tarihte Türk halk şiiri. Eski Türk şiirinin örneklere dayanarak konu, biçim özellikleri.
Divanü Lûgati’t-Türk’te bulunan şiirlerin konu, biçim özellikleri.
Halk şairlerinin kronolojik sınıflandırılması.
 
9. DERS:
Âşık edebiyatının genel özellikleri, tanımı, tarihî gelişimi, kaynakları, biçim ve tür özellikleri. Âşık edebiyatının divan edebiyatıyla etkileşimi, âşık edebiyatının günümüz şiirine etkileri. Âşıkların sınıflandırılması, âşıkların yetiştikleri sosyal çevreler ve yetişme biçimleri.
Âşıklık gelenekleri arasında yer alan mahlâs alma, bade içme, usta çırak bağlantısı, âşık karşılaşmaları, askı geleneği, dedim-dedi tarzı söyleşi, tarih düşürme, nazire söyleme, saz çalmanın öneminin açıklanması.
 
 
 
 
 HALK DİLİ UNSURLARI
 
Bunlar şu şekilde verilmiştir: 1. Deyim. 2. Atasözü. 3. Argo. 4. Okşamalık. 5. Tekerleme. 6. Örtmece. 7. Dua. 8. Beddua.
 
1. DEYİM
 
Yeni türetilen bir kelime olan deyimin yerine eskiden tâbir, ibâre, ifade, beyan, tibyan, edâ, lâfız, düstur, tefsir,    temsil, nişâne kelimeleri kullanılırdı. (38) Bu farklı kelimeler ve kullanılış yerleri deyimin tarifini güçleştirir. Kısa ve özlü anlatım araçları olan deyimler o dili konuşan cemiyetin törelerini, geleneğini, göreneğini, geçmişini, hayat deneylerini, yaşam biçimini ve çeşitli fikirlerini de aksettirir. (39) Bir yönüyle de deyimi kullananın anlatım gücünü, kültürünü, zekâsını gösterir. Ayrıca Türkçe, anlatımda tabiattan yararlanan olayları, durumları, duyguları somutlaştırarak dile getiren bir yapı arzettiği için deyimler etkileyici bir anlatım özelliği gösterirler. (40)
Ama deyimin tanımını yaparken, diğer söz gruplarıyla arasındaki sınırı belirlemek açısından tereddütler belirir.           Meselâ Feridun Fazıl Tülbentçi, Türk Atasözleri ve Deyimleri adlı kitabının önsözünde "eslâfa uyarak herhangi bir tasnif yapmak cesaretini kendimizde göremedik" diye bu zorluğu itiraf eder. (41) Kezâ, Millî Kütüphâne Başkanlığı'nca yayınlanan Türk Atasözleri ve Deyimleri'nde de deyim ve atasözleri arasında ayrım yapılmamıştır.
Doğan Aksan deyimi tanımlarken "belli bir kavramı, belli bir duygu ya da durumu dile getirmek için birden çok sözcüğün bir arada, seyrek olarak da tek bir sözcüğün yan anlamında kullanılmasıyla oluşan sözdür" (42) der. Ömer Asım Aksoy ise deyimi "bir kavramı, bir durumu ya çekici bir anlatımla ya da özel bir yapı içinde belirten ve çoğunun gerçek anlamlarından ayrı bir anlamı bulunan kalıplaşmış sözcük topluluğu ya da tümce" (43) şeklinde tanımlar. Yusuf Ziya Bahadınlı'nın deyimi tanımlaması ise şöyledir: "İki ya da daha fazla kelimeden meydana gelen, çoğunlukla kendi öz anlamının dışında yeni bir anlam veren ve yazıyı ya da konuşmayı daha da güzelleştiren söz bölümüne deyim denir." (44) Vecihe Hatiboğlu da deyimin tanımını yaparken en az kelimeden oluştuğunu belirtir ve "anlatım gücünü artırmak için az çok mantık dışına kayan, bazı   kelimeleri değişmediği halde bazıları değişip çekimlere giren kalıplardır" der. (45)
Yapılan tanımlardan anlaşıldığına göre deyimin en az iki   kelimeden oluşması gerektiği ağırlık kazanır. Ömer Asım Aksoy da Türkçe Sözlük'te ekli tek kelimeleri önceleri deyim sayarken 1965'te yayımladığı Atasözü ve Deyimler adlı kitabıyla deyimlerin en az iki kelimeyle kurulması gerektiğini kabul eder ve eski düşüncesini düzeltir.
Bu açıklamaların ışığında deyimi şöyle tanımlayabiliriz. Genellikle gerçek anlamı dışında kullanılan, anlatım gücünü arttıran, en az iki   kelimeden oluşan, bir kavramı, bir durumu belirten, cümle içinde çekimlere girebilen kalıplaşmış söz gruplarıdır.
Deyimler, cümle içinde çekimli kullanılması ve bu konularda çalışanların diğer kelime gruplarıyla aralarındaki sınırları kesin bir şekilde çizmemeleri yüzünden atasözleriyle, terimlerle, mecazî kelimelerle, argoyla, bileşik kelimelerle, ikilemelerle, tekerlemelerle, dualar ve beddualarla karıştırılmıştır.
 
DEYİM - ATASÖZÜ
 
Atasözleri bir hüküm, bir kural belirttikleri için bir cümle şeklindedirler. Atasözleri şekil yönünden genelde geniş zamanlı veya emir kipli bir cümle ile kurulurlar. Fiil bakımından daha çok 3. şahıs eklerini alırlar veya 2. şahıs emir kipindedirler. Deyimler ise cümle içinde yer alırlar ve çekime girerler. Çok defa her şahsa bağlanabilirler. Deyimler anlam yönünden hikmet veya öğüt dile getiriyorsa 3. şahısla kullanılır. Atasözlerininbir kısmı gerçek, bir kısmı mecaz    anlamlıdır. Deyimlerde de mutlaka bir mecaz anlam vardır. (46)
Hazır bir düşünceye, hazır bir anlatım kalıbına ihtiyaç duyulduğunda atasözlerinin cümle yapısı bozulur ve deyim gibi kullanılır. Deyimler ise bir hüküm cümlesinde atasözü gibi kullanıldığında karışıklık çıkar. (47)
 
DEYİM - TERİM
 
Terim, bilim, sanat, meslek dalında kullanılan, o alana has veya anlamı daraltılmış kelimedir.Deyim ise genel dilin unsurlarındandır. Yapı bakımından bileşik kelime özelliği gösteren terimler tek kelime de olabilirler. Fakat tek kelimelik deyim olmaz. Ayrıca cümle halinde deyim olmasına rağmen terim yoktur. (48)
Eşkenar, bilirkişi, içgüdü, kuşpalazı, biçerdöver, gündönümü, yapısı birleşik kelime, görevi terimdir.
 
DEYİM - BİRLEŞİK KELİME
 
Birleşik kelimeler araya çekim eki girmeyecek şekilde birleşmişlerdir. Tam bir kalıplaşmağa uğradıkları için kelime gibidirler ve bitişik yazılırlar. Deyimi oluşturan kelimeler ise aralarına çekim eki alabilirler. Ama bu ölçüler deyimle bileşik kelimeyi ayırmaya yetmez. Ömer Åsım Aksoy tek çıkar yolun bu konularda uğraşanların kelime grupları üzerinde görüş birliğine varmaları gerektiğini belirtir ki bu da zamana bağlıdır. (50)
Delikanlı, vurdumduymaz, balıksırtı, alabildiğine, giderayak, dedikodu, örtbas, çıtkırıldım, hanımeli, ateşböceği, birleşik kelimedir, birleşik yazılırlar.
Eli açık, baldırı çıplak, gözü pek, göz koymak, baş vurmak, el atmak şeklindeki söz kümeleri deyimdir, kelimeleri ayrı ayrı yazılır.
 
DEYİM - MECAZ
 
Kelimenin gerçek anlamının dışında bir başka anlamda kullanılması o kelimenin mecaz anlamını verir. Deyimler de her zaman mecazlı bir anlatıma sahiptir. Fakat mecaz anlam kullananın eğitimine, zekâsına ve kültürüne bağlıdır; bir yönüyle şahsîdir. Fakat deyim kalıp sözdür; toplum tarafından yaratılmıştır, geneldir.
Abayı yakmak, ağzı bozuk, altı kaval üstü şişhane, cebi delik, danışıklı dövüş, çantada keklik, dilli düdük, mecaz yoluyla oluşturulan deyimdir.
 
DEYİM - ARGO
 
Argo, dil içinde ayrı bir dildir. O yüzden bütün diller kendi argolarından kelime veya kelime grupları alışverişi yaparlar. Türkçe'de külhanbeylerinin, başkalarının anlamaması için aralarında kararlaştırdıkları anlamla kullandıkları kelime ve kelime grupları argonun ana kaynaklarındandır. (51) Argo ile deyim arasındaki sınır tam belirlenmeden moruk, dalga geçmek, maytaba almak gibi kelime grupları bazı sözlüklerde deyim kabul edilmektedir. Ama argoda genel dilde bulunanlardan ayrı, yabancı kelimelerin bulunması, kaba, yerine göre hakaret mahiyetinde olmaları deyimlerle arasındaki önemli farktır.
Torpil, piston, moruk, çakmak (sınıfta), taahhütlü (tabanca), röntgenci kelimeleri argodur. Dalga geçmek, maytaba almak (alay etmek), posta kurmak (gözdağı vermek), cızlamı çekmek (kaçmak), boş vermek, yağ çekmek, dayısı dümende olmak (arkası olmak) ise argo deyimlerdir.
 
DEYİM - BENZETME
 
Bazı kavramlar kalıplaşmış benzetmelerle anlatılır. Fakat en az üç kelimeyle yapılması ve benzetmenin tamamen mecazlaşması benzetmeyi deyim saymak gerektiğini düşündürür. Meselâ arı gibi çalışkan, altın gibi sarı, benzetme; kıtlıktan çıkmış gibi, nalıncı keseri gibi, deyimdir. (52)
 
DEYİM - İKİLEME, İKİZLEME
 
Fokur fokur, tıkır tıkır, ağır ağır gibi ses ve kelime tekrarı ile kurulan ikizlemeler deyim sayılmazlar. İkilemeler ayrı ayrı yazılan kelimelerden anlamları birbirine yakın veya karşıt olanlar; kelimleri birbirini andıranlar veya kelimelerden biri anlamsız olanlar şeklende kurulmuşsa bunlar deyim sayılırlar. Çoluk çocuk, aşağı yukarı, ufak tefek deyimdir. (53)
              
DEYİM - DUA, BEDDUA
 
Dua ve bedduaların konusu sadece iyi ve kötü dilektir. Deyimlerin konularının sınırlı olmaması dua ve bedduaları deyimlere yaklaştırır. Fakat mecazlı olmayan etkili bir anlatım özelliği taşımayan dua ve beddualar deyim sayılmazlar. (54)
Allah sağ eli sol ele muhtaç etmesin, Allah dört gözden ayırmasın, Allah deveye kanat vermesin. Bunlar atasözü sayılabilirler
Allah unutturmasın, eline sağlık, gözünü toprak doyursun, canı cehenneme, deyim de sayılabilir.
Ömrün uzun olsun, canı sağ olsun, Allahından bulsun, çok yaşa, sağ ol, canı çıksın, kör olası ise dua ve beddua örnekleridir.
 
 DEYİM - KÜFÜR VE MÜSTEHCEN SÖZLER
 
Küfür ve müstehcen sözler de zaman zaman deyim ve atasözü niteliğinde kullanılmaktadır. Fakat ahlâk titizliği ile edebî eserlerde ya hiç kullanılmamakta ya da seyrek kullanılmaktadır. Şimdiye kadar da bu sözleri toplayan veya inceleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Sadece argo sözlüklerde bu unsurlara yer verilir. (55)
 
DEYİM - DEYİŞ
Söz, söyleyiş, anlatma biçimi anlamındaki deyiş bazan deyimin yerine kullanılır. Fakat ikisinin de mahiyeti farklıdır.
 
DEYİMLERİN SINIFLANDIRILMASI
 
Deyimleri anlam ve gramer özelliklerine göre sınıflandırma çabaları vardır. Ömer Asım Aksoy'un sınıflandırma denemesi şöyledir:
1. Kavramları mecaz yoluyla anlatım güzelliği içinde belirten kalıplaşmış söz grupları veya cümlelerden oluşan deyimler.
2. Kafiyeli, iki unsurlu deyimler.
3. Hikâye ya da konuşma biçiminde olan deyimler.
4. Bir hikâyeye veya bir olaya dayanan deyimler.
5. Ådetleri, inanışları, gelenekleri bildiren deyimler.
6. Anlatım güzelliği düşünülmeyerek bir kavramı belirtmek için kurulan, kalıplaşmış söz topluluğu şeklindeki deyimler.
7. Belli dilbilgisi kurallarıyla değil, özel biçimlerle kurulan deyimler.
8. Bir ya da birkaç kelimesi söylenmemiş, eksiltili söz grubu biçiminde olanlar.
9. İkileme türündeki deyimler.
10. Bir kelimenin özel bir yardımcı fiille kurulmasından oluşan deyimler. (56)
 
Bu sınıflandırma hem çok ayrıntılı hem de kendisinin verdiği örneklerden anlaşıldığı üzere birbirine karıştırılabilecek bir yapıdadır. Kaldı ki deyim kuruluş şekli ve tarihçesi ne olursa olsun birden fazla kelime ile oluşan ve belirli bir anlama tekabül eden kelime kümesidir.Sabahat Emir'in sınıflandırma çabası ise diğer kelime gruplarıyla karıştığı için son derece yanlıştır. Dualar, beddualar, tekerlemeler deyim gibi alınmıştır. Bu gruplandırma şu şekildedir:
1. Alay ve eğlenme maksadıyla yapılan deyimler.
2. Hikâye deyimleri.
3. Sadayı takliden meydana gelen deyimler.
4. Deskıritif (tasvir) deyimleri.
5. Mübâlâga deyimleri.
6. İltifat, dalkavukluk, yaltaklanma ve sevgi deyimleri.
7. Dua deyimleri.
8. Beddualar
9. İhtar mahiyetinde deyimler.
10. Küfür ve hakaret deyimleri. (57)
 
Şükrü Elçin de deyimleri 1) umumî olanlar (sözlü kullanıştakiler ve yazıya geçenler); 2) bölge karakteri      gösterenler; 3) Türkiye dışındaki Türk lehçelerinde yaşayanlar; 4) eskiden kullanılıp bugün unutulanlar olmak üzere d"rt ana grupta toplar. (58)
 Aydın Oy'un sınıflandırma denemesi ise deyimlerin gramatikal yapıları göz önünde bulundurularak yapılmıştır.
1. Deyimlerin bir kısmı isim takımı şeklinde olurlar.
2. Sıfat takımı şeklinde olanlar.
3. İsim soyundan kelimelerin yanyana gelmesiyle kelime grubu şeklinde olanlar.
4. Zincirleme isim veya sıfat takımı olanlar.
5. Sıfat tamlamalarındaki unsurlar ters çevrilerek birinci unsurun sonuna (-i) eki getirilerik yapılan deyimler.
6. İsim soyundan kelimelerin bir fiille birleşmelerinden meydana gelen bileşik fiillerin mastar şeklinde olanlar. (59)
 
 
2. ATASÖZLERİ
 
Eskiden Arapça mesel kelimesi örnek, ibret alınacak söz, atasözü anlamında kullanılırdı. Darb-ı mesel ise mesel söylemek anlamındadır. Hem darb-ı mesel hem de çokluk şekli olan durûb-ı emsâl atasözü yerine kullanılmıştır. Şinasî ve Rıza Tevfik hikmetü'l-avâm terimini kullanmışlardır. İslâmiyetin etkisiyle mesel kelimesine yerini bırakan sav kelimesi de atasözü yerine kullanılmıştır. Atasözlerinin özel bölge adları da vardır.
Meselâ İçel'de atasözüne "deyişet" denir. (61) Atasözüne diğer Türk boylarında da takmak, takpak, söspek, makal, nakıl, eskiler sözü, comak, samah, kartlar sözü adları verilmiştir. (62)
Türk atasözlerinin tarihi, Türkçe'nin en eski yazılı metinleriyle başlamaktadır. Tanzimat'tan sonra ise atasözlerini derleme faaliyetleri hız kazanmıştır. Bu dönemde ilk çalışma Vâcid Bey'e aittir. Fakat bu şahsın çalışması pek bilinmemektedir. (63) Ondan sonra 1863'te Şinasî'nin Durûb-ı Emsâl-i Osmaniye adlı atasözü derlemesi yayımlanır.
Atasözlerini deyimlerden ayırmadan sıralayan Şinasî'yi Ebuziyya Tevfik devam ettirir. Zaten onun çalışması, Şinasî'nin kitabının biraz geliştirilerek yapılmış üçüncü baskısıdır. 
Ahmet Vefik Paşa da Müntehabât-ı Durûb-ı Emsâl-i Türkiye adlı kitabında yine deyim ve atasözlerini ayırmadan sıralar.
Bu türdeki çalışmaların en düzenlisi Selim Nüzhet Gerçek tarafından 1939'da bastırılan Atalar Sözü'dür. (64) Bu kitabın birinci bölümünde atasözleri, ikinci bölümde tâbirler adıyla deyimler yer alır.
Mustafa Nihat Özön'ün Türk Atasözleri adlı kitabında pek çok atasözü vardır. Deyimlere ise sayfaların alt kısmında yer verilmiştir.Feridun Fazıl Tülbentçi de "eslâfa uyarak" deyimleri ve atasözlerini birbirinden ayırmadan sıralar.
Ömer Asım Aksoy ise hem deyimleri ve atasözlerini ayırır hem de bunları inceleyerek çeşitlerini belirtir.
Aydın Oy ise Tarih Boyunca Türk Atasözleri adlı kitabında atasözleri üzerine tematik incelemede bulunmuş; eski kaynaklarda, Türkiye Türkçesi dışında ve Türkiye Türkçesi ile günümüzde kullanılan atasözlerine yer vermiş; sonuna ise sözlük ve atasözleri bibliyografyası eklemiştir.
Bu çalışmaların dışında da pekçok sözlük, derleme, inceleme çalışması yapılmıştır. Fakat bahsedilen bu çalışmalar güvenilirliği ve kapsayıcılığı açısından bu sahadaki en önemli eserlerdir.
Atasözlerinin tanımı da bu çalışmaların yapılması ile başlamıştır. İlk tanım Şinasî'nindir ve daha sonra bu alanda çalışan pekçok araştırmacı tarafından da benimsenmiştir. Şinasî, Durûb-ı Emsâl-i Osmaniye'nin önsözünde şöyle der: "Durûb-ı emsâl ki hikmetü'l-avâmdır, lisânından sâdır olduğu milletin mahiyet-i efkârına delâlet eder." (65) Bu tarifte atasözlerinin halk felsefesi yönüne dikkat çekilmektedir.
Ömer Asım Aksoy, atasözlerinin niteliklerini göz önünde bulundurarak şu tanımı yapar: "Atalarımızın, uzun denemelere dayanan yargılarını genel kural, bilgece düşünce ya da öğüt olarak düsturlaşan ve kalıplaşmış biçimleri bulunan kamuca benimsenmiş özsözlerdir." (66)
Dil çalışmalarıyla tanınan Vecihe Hatiboğlu'nun atasözü tanımı ise şöyledir: "Atasözleri, atalardan kalmış, belirli kalıplar içinde yol gösterici, akıl öğretici cümlelerdir." (67)
Ömer Faruk Akün ise atasözlerini şöyle tanımlar: "Halk tarafından söylenen, kendi içinde kapalı bir ifadesi olan, öğretici bir muhteva ve yüksek bir şekil taşıyan söze atasözü denir." (68)
Bu tanımlara bakarak atasözlerinin niteliklerini şu şekilde belirtebiliriz: Atasözleri hayattan alınan deneyleri özlü bir biçimde söyler ve halk felsefesini bir vecize olarak belirtir. Bir yönüyle de atasözleri o toplumun tarihî, sosyal, kültürel değerlerini yansıtır. Geleneklerin, göreneklerin, törelerin, inanışların izlerine atasözlerinde de rastlayabiliriz. Atasözleri, insanlığın hazır akıllardan ve hazır anlatım kalıplarından yararlanma ihtiyacını karşıladıkları için yüzyıllar boyunca kullanılmıştır ve kullanılacaktır.
Atasözleri, deyimler, vecizeler ve ünlü beyitler veya mısralarla da karıştırılmıştır. Deyimlerle arasındaki farklar üzerinde deyim-atasözü bölümünde durulmuştur. Tanınmış kişilerin, düşünür ve siyasetçilerin söyledikleri özdeyişler, kelâm-ı kibarlar zamanla atasözü mahiyetinde yazı dilinde ve konuşma dilinde kullanılmıştır. Fakat, atasözleri yüzyıllar boyunca halkın dil ve düşünüş imbiğinden geçmiş anonim mahsullerdir. Şâirlerin şekil titizliği içinde oluşturdukları yoğun anlatımlı mısra ve beyitler de bazan atasözleri gibi kullanılmıştır. Bunların yaratıcıları bellidir, fakat atasözlerinin belli değildir. Ziya Paşa'nın mısraları buna örnek gösterilebilir. Eskiden kelâm-ı kibar denen vecize haline gelen bir kısım manzum sözlerin bir kısmının kimin tarafından söylendiği zamanla unutulmuştur.
  
3. ARGO   
 
Argo kelimesi Türkçe'ye Fransızca yoluyla geçmiştir ve argonun yerine daha önce külhanbeyi deyimleri tabiri kullanılmıştır. Fakat aşağıda görüleceği gibi külhanbeyi argosu da genel argo içindeki kollardan biridir.
Argo üzerine yapılan tanımlar oluşma alanları dikkate alınarak yapıldığı için çeşitlilik gösterir. Fakat genel bir tanım şöyle yapılabilir: Bir toplumda geçerli genel dilden ayrı, ama ondan türemiş olan, yalnızca belirli çevrelerce kullanılan, toplumun her kesimince anlaşılmayan, kendine has kelime, deyim ve söyleyiş özelliklerinden oluşan özel dildir. (71)
Argo çeşitlerini, oluşma alanlarını dikkate alarak şöyle gösterebiliriz:
I. a)Hırsız, dolandırıcı, yankesici argosu. b)Uyuşturucu (kaçakçılığı, satıcılığı, kullanıcılığı) argosu. c)Kumar (kumarhâne, kumarbaz) argosu. d)Kabadayı (bıçkın, külhanbeyi, serseri) argosu. e)Dilenci argosu.
II. a)Hapishâne, mahpus argosu. b)Yatılı okul, okul (öğrenci, öğretmen) argosu. c)Kışla (asker) argosu. d)Denizcilik (denizci) argosu.
III. a)Etnik azınlıklar argosu. b)Göçmen argosu.
IV. a)Cinsel argo. b)Eşcinsel argo. c)Fuhuş (genelev, fahişe, genelev müşterisi) argosu.
V. a)Esnaf (satıcı, seyyar satıcı, eskici, dövizci...) argosu. b)Şoför (kamu taşıma araçları sürücüsü, yolcusu) argosu. c)Eğlence yerleri (gazino, meyhâne, müzisyen) argosu.
VI. Spor (sporcu, taraftar) argosu. (72)
                 
 Dilimizin argosu ise üç temel üzerine kurulmuştur:
1. Bağlı olduğu dilin anlamını değiştirerek, kelimeleri mecazlaştırarak: Armut, çakal, inek, mikrop gibi...
2. Yabancı dillerden aynen veya bozarak ya da Türkçe ile birleştirerek: Rampa etmek, ispiyon, racon, iskandil etmek gibi...
3. Yabancı veya bağlı olduğu dilden uydurma, yakıştırma veya benzetme yoluyla: Paçoz, keriz, maval gibi... (73)
 
4. OKŞAMALIK
 
İnsanlar, maddî ve manevî taraflarıyla beğendikleri, yakınlık duydukları kişileri söz ve davranışlarla över ve yüceltirler. Böylelikle beğeni, yakınlık dil ile karşıdakine iletilmiş olur. Bu tür anlatımlar ise alkış, okşamalık ve övgü adlarını alırlar. (75) Ömer Seyfeddin'in hikâyelerinde de okşamalıklara rastlarız. Bunlar daha çok sosyal hayatta kullanılan okşamalıklardır. Can, kuzum, anam babam, çapkın gibi. Ruhum, cicim ise hikâyelerde kadın-erkek ilişkilerinde kullanılır.
 
5. TEKERLEME
 
Tekerlemeler daha çok çocuk geleneklerinde yer alır. Fakat hayâl oyunlarıyla şaşırtmak, eğlendirmek, keyiflindirmek için bir söz canbazlığı olarak kullanıldığı da olur. Bazı konuşmalarda sözü edilen durumların vazifesini görür. (76)
Şükrü Elçin, şaman dualarının kutsiliğini kaybetmesiyle tekerlemelerin oluştuğunu ileri sürer. Tekerlemeler kapsam, kuruluş ve kullanıldığı pozisyonlara göre çeşitlilik gösterirler. Tekerlemelerin özelliklerini Doğan Kaya yirmi dört maddede sıralar.[1] Örnek ver. (a.g.m. s. 133-141)
Doğan Kaya’ya göre tekerleme çeşitleri: A. Çocuk B. Masal C. Mektup Ç. Tören D. Okşamalar E. Dua, dilek ve niyet tekerlemeleri F. Seyirlik oyunların icrasında söylenen tekerlemeler G. Muhtelif vesilelerle söylenen tekerlemeler
Pertev Naili Boratav ise tekerleme çeşitlerini şöyle sıralar: 1. Masal tekerlemeleri 2. Oyun t. 3. Tören t. 4. Bağımsız söz cambazlığı değerinde t.
Doğan Kaya’nın makalesini merkez alarak bu bölümü geliştir.
 
6. ÖRTMECE
 
Fransızca euphémisme kelimesinin karşılığı olarak kullanılan örtmecenin yanında kelâm-ı edeb tabiri de sözlüklerde yer alır. Fakat burada inançlarla bağlantılı folklorik bir durum söz konusudur. Zira burada ayıp ve kötü güçlerden korunma amacıyla bir sakınma, örtme söz konusudur. Kaşağı hikâyesinde yer alan Dadaruh da bu tür bir isimdir.
Dadaruh (anlt. 106/8/23) "O vakit Dadaruh beni Tosun'un sırtına kor, elime kaşağıyı verir."
Tahir Alangu, Bir Ülkücünün Romanı Ömer Seyfeddin adlı kitabında Dadaruh ile ilgili şu açıklamayı yapar: "Bu ad Çerkezlerde gelinlerin, erkek çocuklarının ve koca tarafındaki erkeklerin adlarını söylemeleri ayıp olduğundan, taktıkları bir çeşit benzetme adlardandır: Dadaruh, Paçuh, Celluh (gürbüz çocuk). Bu adlar sonra yayılarak asıl adı unutturur." (77)
Üç harfli, iyi saatte olsunlar, bizim Köroğlu, kaşık düşmanı, cici anne, hanımağa da örtmece örnekleridir.
 
7. DUA
 
Dua, insanın, kendisi ve içinde yaşadığı toplum için Tanrı'nın merhametini ve yardımını sağlamak amacıyla yapılan bir sesleniştir. (78) Dinî ve millî mahiyete sahip olan dualar, şükran duaları, yakınma duaları ve istek duaları olmak üzere üçe ayrılır. (79)
Ömer Seyfeddin'in hikâyelerinde yer alan dualara bakıldığında hepsinin dinî mahiyette olduğu görülür. Şükran bildiren dualar yarabbi şükür, çok şükür yarabbi, elhamdülillah ve Allah sizden razı olsun'dur. İstek bildirenler ise Allah bin bin bereket versin, Allah böyle doğruları eksik etmesin, Allah göstermesin, Allah kimseyi gurbete düşürmesin, aziz Allah şefaat ya Resulallah ve hayırdır inşallah'tır. Bunların hepsi de Allah'a yönelen veya ondan merhamet dileyen dualardır.
 
8. BEDDUA
 
Eskiden kargış ve ilenç kelimeleriyle karşılanan beddua, insanın kendisine ve çevresine zararı dokunacak şahıslara veya durumlara karşı kötü dilek bildirir. Bunalan insanın hayata veya insanlara karşı isyanı ve hiddeti bu şekilde açığa çıkmış   olur. (80)
Ömer Seyfeddin'in hikâyelerinde rastlanan Allah belanı versin, lanet olası, şeytan alsın gibi beddualar yer yer küfür mahiyetinde de kullanılır. Fakat, "Kesik Bıyık" hikâyesinde bıyıklarını kestiren oğula annesinin söylediği beddualar annelik hakkıyla, onu dünyaya getirmekle ilgilidir. Zira geleneksel kültürümüzde annenin çocuğuna hakkını helal etmemesi çocuk için manevî açıdan kötü bir durumdur
 


[1] Doğan Kaya, “Anonim Halk Şiiri Olarak Tekerlemeler”, Türklük Bilimi Araştırmaları II, Sivas, 1996.
Reklam
 
 
296292 ziyaretçiburayı ziyaret etti
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=