Nevruz
Hürriyet Gösteri, Sayı: 303, Ocak-Şubat-Mart 2011, s. 68-74.

ESKİ UYGARLIKLARDAN GÜNÜMÜZE İLKBAHAR BAYRAMLARI
Doç. Dr. Muharrem Kaya
Bayramlar, toplumların geçmişten beri yaşayageldikleri kutlamalar olmalarının yanı sıra, o toplumun bireylerine kimlik kazandıran, aidiyet duygusu veren eğlencelerdir. Bu yüzden bayramlar, birey ve toplum ilişkisinde kimlik edinmenin en önemli unsuru haline gelirler. 21 Mart’ta bütün Türk dünyasında kutlanan Nevruz bayramı da milli kimlik duygusu vermesinin yanında bireyin toplumla ve doğayla olan ilişkisinde de geleceğe yönelik umutlarını pekiştirir.
Kuzey yarımkürede ekinoks dönüşümü olan 21 Mart’ta gece ve gündüz eşitlenir. Bu durum eski uygarlıklardan günümüze kadar pek çok millette, kültürde, doğanın uyanan gücünü, bolluk, bereket, sağlık ve iyi talihe yönlendiren pek çok ayini, töreni, büyüsel uygulamaları da beraberinde getirmiştir. Kışın ölümle, baharın hayatla özdeşleştirildiği pek çok kültürde, doğanın bahardaki uyanışı ayinlere, bayramlara, törenlere vesile olmuştur.
En eski uygarlıklardan itibaren mevsim değişikliğine dayalı bayramların, takvimdeki günleri farklı olmakla beraber, bazı ortak noktalarda birleştiği görülür. Theodor H. Gaster, bu bayramları, çile ayinleri, arınma ayinleri, canlanma ayinleri ve kutlama ayinleri olarak dörde ayırır. Gaster, kendi deyimiyle “mevsimsel kalıbın bileşenleri”ni şöyle açıklar:
İlk olarak ÇİLE ayinleri gelir: bunlar, yılın sonunda, bir yaşam antlaşmasının sonuna gelindiği, yenisininse henüz ortada olmadığı bir zamanda ortaya çıkan askıya alınmış canlılık durumunu simgeler.
İkinci olarak, Arınma ayinleri gelir: topluluk, gelecek yılın gönencini bozabilecek, dolayısıyla arzulanan dirim yenilenmesini tehlikeye atabilecek bedensel ya da tinsel bütün zararlı şeylerden ve hastalıklardan, bütün kötü etkilerden kurtulma yollarını arar.
Üçüncü olarak, CANLANMA ayinleri gelir: topluluk bu yolla, kendi birleşik ve düzenli çabasıyla , can çekişme durumunu durdurup canlanmaya ve topokozmosun devamı için zorunlu olan yeni yaşam antlaşmasını sağlamaya çalışır.
Son olarak KUTLAMA ayinleri gelir: bunlar, insanların kurtulma, rahatlama duygularının bir göstergesidir; yeni yıl başlamış, gerek kendi yaşamlarının gerekse topokozmosun yaşamının devamı bu yolla güvene alınmıştır.”[1]
Çile ayinleri, toplu perhizler, oruçlar, kendini sıkıntıya sokmalarla temsil edilir. Mevsimsel arınma ayinlerine, eskiden olduğu gibi günümüz toplumlarında da rastlanır. Tapınaklar, kutsal kaplar bu mevsimde temizlenir; kötü güçler, ruhlar çeşitli törenlerle kovulur. Arınma genellikle ateşle yapılır. Canlandırma ayinleri çeşitlidir, yaygın olarak yaz ve kış, eski ve yeni yıl arasında sembolik savaş sahneleri gerçekleştirilir. Kutlama ayinleri ise yeni hayat anlaşması başladıktan sonraki rahatlamanın göstergesidir.[2]
Mevsimlerle ilgili törenlerin kalıplarını kısaca belirledikten sonra, eski uygarlıklardan günümüze doğru, ilkbaharın nasıl kutlandığına bir bakalım:
SÜMERLER  ve  AKADLAR
Mezopotamya’da bereket  tanrısı Dumuzu/Tammuz, yer altı tanrıçası Ereşkigal’in hükmettiği yer altına inince, bitkilerin büyümesi durur ve hayvanlar çiftleşmez olur. Savaş tanrıçası İnanna/İştar, onun kardeşi ve eşidir. Hem kocasına olan aşkı hem de doğanın tekrar canlanması için yer altına iner ve yer altı tanrısına dönüşümlü olarak kalmayı teklif eder. Tanrı Enanki/Ea, Dumuzi’nin yılın yarısında dünyaya dönmesini ve İnanna ile birleşerek, doğanın yeniden canlanmasını sağlar. Bu mitte Dumuzi/Tammuz ile İnanna/İştar’ın birleşmesi tohumlanmayı, Enanki/Ea da bu tohumların su ile birleşerek filizlenmesini simgeler.[3]
Dumuzi/Tammuz ve İnanna/İştar’ın birleşmesi, bayram sırasında İştar rahibelerinin rol aldığı kutsal evlilik ile canlandırılır, tapınağın bahçesinde tanrılar ve ataların ruhları için kurbanlar verilir, toplu yemek yenir.[4]
BABİLLİLER
Eski Babil takvimine göre 1 Nisan yılbaşıdır ve günümüzde kullandığımız takvime göre 21 Mart’a denk düşer. Yılın ilk on iki günü Akitu bayramı kutlanır. M.Ö. 1780’lerden kalan metinlerde bu bayramdan bahsedilir. Baharda kutlanan bu bayramın yanı sıra, Babil’de arpa ekimi öncesi kutlamasına da Akitu adı verildiği bilinir.[5]
Akitu bayramı, güney Mezopotamya’da, tanrı Marduk, kuzeyde ise ay tanrısı Sin adına düzenlenir. Babil kralı Nabukadnezar’ın, tanrı Bel için yeni yıl kutlamaları düzenlediği de tabletlerde tespit edilmiştir.[6]
Akitu bayramı, kıştan sonra, tarım faaliyetlerinin başlama döneminde, halkın tarlalarda, kırlarda toplu yemekler yemesi şeklinde kutlanır. Ayrıca yeniden diriliş sembolize edilir. Tapınılan tanrının sureti tapınaktaki yerinden alınır, törenle, genelde nehir kenarında kurulan Akitu tapınağına (Bit Akitu) götürülür. Böylelikle tanrının yer altına inmesini ve baharla tekrar yeryüzüne çıkması sembolize edilmiş olur. Yaratılış mitleri de okunarak, ölen doğanın, baharla yeniden dirilişi canlandırılmış olur.[7]
Babil’de yeni yıl törenine katılan rahipler için hazırlanmış bir belgede, bu törenlerin yapısıyla ilgili bilgileri da günümüze ulaştırmıştır. Bu belgeye göre ilk beş gün dua edilir, büyü yapılır, kurban kesilir, altınlarla süslü tahtadan iki heykel yapılır, dördüncü gün tanrı Marduk heykeli önünde Babil yaratılış miti okunur. Mitte, erkekleri temsil eden, taze suların ruhu Apsu ile kadınları temsil eden, tuzlu suların ruhu Taimat’ın birleşmesi, bunun sonucunda Lahmu ve Lahamu’nun yaratılışı, Marduk’un Taimat’ı öldürüp vücudunu ikiye bölerek gökleri ve yeryüzünü yaratması anlatılır.[8]
Beşinci gün heykeli getirilen tanrı Nabu, babası Marduk’un tapınağına götürülür. Kral ise tapınağa, krallık sembolleri alınarak sokulur, Marduk’un önünde secde eder ve adil yönetici olacağına yemin ettirilir. Beşinci gün diğer kent tanrıları Babil’e getirilir, dokuzuncu gün kral, Marduk’un kutsal yerine girer ve elini tutar. Onuncu gün tanrılar araba ile tören yolundan Akitu tapınağına gider ve burada kraldan altın, gümüş hediyeler alır. Babile gelen tanrı ve ziyaretçiler onbirinci gün verilen ziyafetten sonra şehirlerine geri gönderilir.[9]
Adını Akatça akitu’dan alan bu yeni yıl bayramının geçmişinin, M.Ö. 2100-2000 yıllarına kadar, Sümerlerin III. Ur sülalesi zamanına kadar gittiği, M.Ö. II. yüzyıl boyunca tanrı Anu/An ve tanrıça İnanna/İştar için kutlandığı da bilinir.[10]
Bu bayramda kurban, tütsü yakma ve ölülere sunular da görülür.[11]
HİTİTLER
Hitit mitolojisinde hiddetli bir tanrı olan bereket tanrısı Telipinu, diğer tanrılara kızdığı için ortadan kaybolur. Bunun üzerine tohumlar büyümez, hayvanlar yavrulamaz. Diğer tanrılar bereketi tekrar getirmek için, Telipinu’yu arayıp bulurlar. Hitit mitolojisindeki bir başka kaybolan tanrı miti de Nerik hava tanrısıyla ilgilidir. Mitte, tanrı insanlara kızıp yer altına iner ve yer yüzünde kuraklık başlar. Kızılırmak’ın kollarının kurumasıyla ilgili olan bir başka mitte tanrı, Maraşşanta (Kızılırmak) nehrinin yatağını değiştirir. Tanrının geri gelmesi için dini törenler düzenlenir.[12]
Hititler, bereket tanrısı Telipinu’nun dönüşünü, kurbanlar ve sunularla kutlarlar. İlkbahardaki Antahsum bayramı, bu bayrama adını veren çiğdemin ilk çiçeğini açtığı zamanda kutlanır. Bayram sırasında hayvanlar kurban edilir, tanrılara tahıl ve içecek sunulur.[13]
Hitit mitolojisinde, mevsim dönüşümünü, kaybolan tanrılar yanında tanrıların mücadelelerine bağlayan mitler de vardır. Hitit ve Hurri mitolojisindeki Kumarbi mitinde, tahıllar tanrısı Kumarbi ile hava tanrısı Teşşop’un savaşı, aynı zamanda kıtlık ile bolluğun mücadelesi olarak geçer. Başka bir mitte de hava tanrısı ile yılan ejderi İlluyanka savaşır. Ejder, Kumarbi’nin yanında büyümüştür ve Mısır’daki Motu ile benzerdir. Bu mitte hava tanrısı ile yılan ejderi, dünyayı yılın birer yarısında yönetmek üzere anlaşırlar. Bu mit, eski Yunan ve Roma’da Kronos inancı şeklinde devam eder.[14]
FRİGLER
Sümer mitolojisinde bulunan yer altına inen tanrı ve onu kurtaran tanrıça miti, M.Ö. I. binyılda Anadolu’da da görülür. Frig mitolojisinde Attis ve Kybele miti, Sümerlerdeki Dumuzi ve İnanna mitiyle benzeşir. Bir mitik anlatıda ana tanrıça Kybele, Sakarya nehrinin torunu Attis ile birleşir, böylece toprakta gömülü olan tohumlar suyla filizlenir.[15]
ESKİ MISIR
Eski Mısır mitolojisinde bitkilerin tanrısı Osiris, kardeşi ve yer altı tanrısı olan Seth tarafında Nil nehrinde öldürülür. Osiris’in kardeşi ve savaş tanrıçası olan İsis, onu tekrar hayata döndürür fakat Seth onu tekrar öldürür ve vücudunu parçalara ayırıp dağıtır. İsis, Osiris’in vücut parçalarını toplar ve onu tekrar hayata döndürür. Osiris’in parçalarının bulunduğu yerler Osiris Mezarları olarak tapınılan yerler haline dönüşür ve eski Mısırlılar bu yerlere tanrının heykellerini gömerler. Osiris’in ölümü ürünün hasat edilmesini, onun tekrar tapınağına dönmesi ise tohumların filizlenmesini simgeler ve bu olay kutlanır. Bu da Nil’in sularının kabarmaya başladığı haziran ayına denk düşer.[16]
UGARİT
Bereket tanrısı Ba’al’le ilgili mit, Osiris mitine benzer. Yer altı tanrısı Mot, erkek kardeşi Ba’al’i öldürür; kız kardeşi savaş tanrıçası Anat, yer altına inip onu yeryüzüne getirir; Mot’u da kılıçla parçalar, parçalarını yakar, öğütür ve tarlalara serper. Anat’ın bu hareketi, tohumların tarlaya serpilmesini simgeler. Mot’un ölümü, Ba’al’in doğumudur ve doğanın canlanışını, yeni yılın başlangıcını, ilkbaharı temsil eder. Anat’a yardım eden de baş tanrı El’dir. Mit, Ba’al’in evinde cenaze sunuları yapılması ve barış yemeği yenmesiyle biter. Ba’al, hava tanrısıdır, yağmurla ilgilidir, yağmur da bereketi getirir.[17]
FENİKE
Fenike mitolojisindeki Adon/Eshmun ile Aştarte, Sümer mitolojisindeki Dumuzi/Tammuz ve Ugarit mitolojisindeki Ba’al anlatılarının daha geç dönemdeki benzerleridir. Bu tanrılara tapınma, yıllık yaşam döngüsünü simgeleyen kutsal suyla ilgilidir. Kutsal suyun yükselmesi ilkbaharı, düşmesi kuru mevsimleri simgeler. [18]
ESKİ YUNAN VE ROMA
Eski Yunan ve Roma mitolojisinde Dumuzi ve İnanna miti, Adonis/Bacchus ve Aphrodite/Venus arasında geçer. Adonis’in ölümü ve yeniden doğuşu, panarlardaki su seviyesindeki değişiklikleri simgeler. Demeter inancı da yine mevsim dönüşümü ile ilgilidir. Demeter/Ceres/Cerere, tahılı büyüten toprak, onun oğlu Pluton, toprağın içinde saklı olan tohum anlamındadır. Bu mitte yer altı tanrısı Hades/Pluton/Orkus, Demeter’in Zeus’tan olan kızı Core/Persephone’yi kaçırarak yer altına götürür ve dünyada bereket yok olur. Baştanrı Zeus, dünyada ürün yetiştirilmesini sağlamak için Demeter ile Hades’i buluşturur, tanrıçanın kızını yılın üçte birinde yanına almasını sağlar. Bu anlaşma tanrıçanın Eleusis’teki sarayında yemek yiyerek kutlanır.[19]
Eski Yunan’da bahar ve yaz bayramları Cybele ve Demeter kültleri ile bağlantılıdır. Pessinus şehrinde Cybele bayramları, nisan ayının dördüncü ve onuncu günleri arasında, tapınaklarda müzik eşliğinde, süt va arpa sunulması, bir tepe üzerinde kurban kesilmesi şeklinde kutlanır. Eski Roma’da 21-22 martta kutlanan Lavatio bayramında tütsü de yakılır.[20]
İBRANİ
Pek çok Ortadoğu toplumlarında olduğu gibi İbranilerde de tarıma dayalı yeni yıl kutlamaları yapılmıştır. İbraniler birinci (Nisan), altıncı (Elul), yedinci (Tışri) ve dokuzuncu (Kislev) ayların ilk günlerini “yeni yıl günü” günü olarak kutlarlar. Yahudilerce nisan ayının ortasında kutlanan Pesah (Fısıh) ya da Passover de kış yağmurlarının sonunda, baharın başlangıcında dolunayda kutlanan bir yeni yıl bayramıdır. Ay yılı ile güneş yılının uyumlulaştırılmasına dayanan günümüz Yahudi takvimine göre nisan, bizim takvimimizdeki mart-nisan aylarına denk düşmektedir.[21]
İsrailoğullarının Mısır’daki esaretten kurtuluşlarının, varoluşlarının temsili olan Pesah bayramının, İsrailoğulları öncesi Filistin’de Kenanilerce kutlanan tarımla ilgili bir bayram olduğu da kaynaklarda belirtilir. Mayasız Ekmek Bayramı da denen bu bayram, yılın ilk ayında arpa hasadından denk gelir ve yedi gün sürer. Çiftçiler tapınaklara gider, yeni üründen yapılmış mayasız ekmeklerini yer, şükran törenleri ve kurban sunuları yaparlar.[22]
İbrani mitolojisinde bereket tanrısı rolünü, Yahweh [Yehova] üstlenir.[23]
HIRİSTİYANLIK
Pesah bayramıyla bağlantılı olan ve nisan ayının ilk Pazar günü kutlanan, Hıristiyanların Easter (Paskalya) bayramı da yine dirilişle, yeniden varoluşla ilgili bir bayramdır. İsa Mesih’in mezardan dirilişini kutlayan bu bayram, Hıristiyanlığın yeni yıl bayramı gibidir.[24]
ÇİN
Çin’de ilkbaharın gelişinin kutlandığı bayram bir ayin niteliğindedir. Bunun arkasından “Bahar Saflık Bayramı” (Qing-ming) gelir. Bu bayram güneş takvimine göre kutlanan tek bayramdır ve Hıristiyanların Paskalyasına karşılık gelir. Bir gün önceden oruç tutulur, ateş yakılması yasaklanır ve bayram gününde yumurtalar haşlanır, boyanır ve yenir. Bu bayram aynı zamanda, ölenlerin anıldığı yeniden canlanma bayramıdır. Aileler mezarlıklarda yabani otları temizler, mezarlar onarılır ve mezarlara sunak kapları bırakılır. 1911 Devrimi’nden sonra, bu bayram, okullarda toplu halde fidan dikilerek kutlanan bir ağaç bayramına dönüştürülmüştür.[25]
JAPONYA
Japonya’da mart ayının son haftası ile nisanın ilk haftasında kutlanan Hanami (Kiraz Çiçeği Seyretme Bayramı da bir bahar bayramıdır. Böylelikle tarım mevsiminin geldiğine inanılır. Bu mevsimi dua ve şükranla açmak için, kiraz çiçeği seyretme günlerinde, iyice temizlenip mabet bahçelerine, dağa yamaçlarına gidilir, şenlikler düzenlenir. Bu bayramda Japonlar aile, arkadaş, eş çevresiyle erkenden kalkıp kiraz ağaçlarının bol olduğu yerlere giderler, kiraz ağaçları altında yemek yiyip sake içerler, konser verip, kimono gösterileri yaparlar, birlikte şarkı söyleyip çeşitli yarışma ve eğlenceler düzenlerler.[26]
ANGLO-SAKSON
Anglo-Sakson kültüründe ilk bahar tanrıçasının adı Eostre diye geçer.
AZTEKLER
Aztek mitolojisinde Xipe Totec, ilkbahar tanrısıdır.
KIZILDERİLİLER
Kaliforniya’da bulunan Yurok, Karuk, Hupa, Yuki, Pomo, Modoc ve Maidu kabilelerinde mart ortalarında, yeniden doğuş bayramı, bir şaman büyücü tarafından yönlendirilmekte, meydanda ateş yakılıp etrafında dans edilmektedir. Köyün ortasına dikilen ve dünyanın direği olduğuna inanılan büyük bir direk aynı zamanda bir ve tek olan tanrıyı da simgelemektedir. Tanrıya yakarmak, sağlık ve bereket için bu direğe tırmanan şaman, mistik dünya ile kabile arasında ruhsal bir köprü kurar. Bu ulu direk Orta Asya, Sibirya, Altay, Hakas ve Tuva Türklerinde de bulunur ve direğe tırmanış bir ibadeti sembolize eder. [27]
Batı Kaliforniya’da bulunan Yurok ve Delaware’deki Lenape ve Cheyenne kabilelerinde de “yeni yılın başı” şenlikleri kutlanır; yenilen yemekler ve danslarla tanrıya minnet duyguları dile getirilir. New Mexico’daki Zuni ve Arizona’daki Hopi kızılderililerinde, şaman eşliğinde, gizil tören odalarında, mart ayında yapılan bereket, yağmur ve doğanın canlanışı törenlerinde tanrıya dualar edilerek mevsimin ilk tohumlarının toprağa atılma zamanının geldiği haber verilir. Bu törenlerde ateş etrafında sağlık ve enerji sembolü olarak geyik ve yılan dansları yapılır.[28]
ÇİNGENELER
Çingenelerde bahar bayramı olarak mayıs ayının başında kutlanan Hıdrellez görülmektedir. Adeta toprak ve su ruhlarının birleşerek doğayı dirilttikleri mitinin hakim olduğu bu bayram, özellikle Kakava şenlikleriyle Trakya’da tam bir eğlence karnavalı şekline dönüşür.
ŞİİLER, ALEVİLER, BEKTAŞİLER
Nevruz, Şiî, Alevi, Bektaşi kültüründe, Hz. Ali’nin doğum günü, Hz. Fâtıma ile evlendiği gün, onun Hz. Muhammed tarafından halife ilan edildiği gün, Hazret-i Hüseyin’in doğum günü olarak kutlanır.[29]
Halk arasında Hz. Âdem’in Nevruz günü yaratıldığı, Âdem’le Havva’nın Arafat’ta o gün buluştuğuna, Allah’ın insandan kendisinin rab olduğuna dair söz aldığına inanılır. Nevruz’un, Hz. Nuh’un tufandan sonra karaya ilk ayak bastığı, Hz. Yusuf’un kuyudan, Hz. Yunus’un balığın karnından kurtulduğu, Hz. İbrahim’in putları yıktığı gün olduğu da halk inançları arasında yer alır.[30]
KÜRTLER
Son dönemde Kürtler arasında, ana hikâyesi Firdevsi’nin Şehname’sinde yer alan, zalim Dahhak’a karşı halkı kurtaran Demirci Kava efsanesi, Nevruz’un mitik anlatısı olarak işlenmektedir. Fakat bu alanda yazılanlara baktığımızda PKK terörünü meşrulaştırmaya çalışan bir zihniyetin, bir direniş edebiyatı çerçevesinde, halk kültürü unsurlarını ideolojik açıdan kullandığını görüyoruz.
TÜRKLER
Bu toplantılarda Türk dünyasındaki nevruz törenleri etraflıca anlatılacağı için bu konuya girilmemiştir. Fakat diğer kültürlerdeki ilk bahar bayramlarıyla Türklerdeki nevruz kutlamaları arasındaki benzerliklere baktığımızda yeniden doğuşun, bereketin sağlanabilmesi için öncelikle cemrelerden başlayarak temizliğe, arınmaya dikkat edildiğini, doğayı yöneten güçlere saygının sunulduğu, kanlı ve kansız kurbanların verildiği, topluca yemek yemenin, eğlencenin görüldüğü bir tören yapısı karşımıza çıkar. Gaster’in arınma, canlanma ve kutlama ayinleri dediği bu yapıları nevruzda görmemiz mümkündür.
 
 
SONUÇ
Kadının, insanlığın avcı-toplayıcı döneminden itibaren bitkilerle, ağaçlarla ilgili bilgileri özümseyen, ilkel tarımı başlatan bir güç oluşturması; ayrıca toprak gibi kadının da doğurgan olması kadınla toprağı, kadınla bereketi yanyana düşünmeyi sağlamıştır.
Mısır’da İsis; Sümerler’de Humbaba veya Kumbaba; Elâmlılar’da Ambinini; Suriye’de Kombabos ve Atargatis; Güney’de Hubel ve Kübele; İran’da Anahita; Kenânîlerde Anat, Astarte; Mezopotamya’da İştar; Kapadokya’da Ma; Sakaryalılar’da Berekyntia; Hititler’de Kubaba, Kupapa, Kibele veya Hepat; Ege’de Diana, Afrodit, Athena; Girit’te Rea; Frigya’da The; Roma’da Magna Mater, Magna Dium, Metar Deum, Magna İdea, Venüs bereket tanrıçalarıdır. Bu silsile zamanla Kibele-Ana Tanrıça kültünü oluşturmuştur. Külte bağlı olarak tanrıçalar adına kurulmuş tapınaklarda bereket ve verimliliği artırmak için özellikle havanın ve suyun ısındığı, toprağın yeşillendiği, bitkinin filizlendiği, sürülerin yavruladığı bahar ayları ile hasadın derildiği güz dönemlerinde ibadet, kutsama ve kurban törenlerinden oluşan, günlerce süren, kral ve kraliçenin katıldığı kapsamlı şükran âyinleri yapılmıştır.[31]
Kutlamalarda yer altına girme-yeryüzüne çıkma, ölüp-dirilme ve kurban ritüelleri önemli yer tutar. Araştırmacılar bu ritüelleri “Sümer’de İnanna; Sâmiler’de İştar ve Tammuz; Babil ve Suriye’de Adonis; Batı Asya Frygya’da Attis ve Kibele; Eski Mısır’da Osiris; Kenânîler’de Baol ve Mot; Hititler’de Telepinu; Ege ve Trakya’da Demeter ve Persefone mitlerine bağlamaktadırlar.”[32] Nevruz da ölümden yaşama, kıştan bahara, kıtlıktan berekete geçmenin mitleri olarak bir bayram olarak kutlamasıdır. İnsanlık tarihinde bu şekilde başlayan ilkbahar bayramları, çağlar geçtikçe çeşitli toplumların inançlarına göre yeni anlamlar yüklenmiş, fakat arınma, kurban, kutlama gibi özelliklerini kaybetmeden sürdürmüştür.
İnsanlık ailesinin bir üyesi olan Türk milleti de yüzyıllar boyunca mevsim değişikliğini takip etmiş, doğanın değişimine dayalı takvim oluşturmuştur. Baharın hem kendisine hem de toplumuna bolluk, bereket getirmesini dileyen Türk insanı, yerelden evrensele giden süreçte, Nevruz bayramını kendi kimliğinin bir parçası olarak yeni kuşaklara aktarmıştır.
 
KAYNAKÇA
Akarpınar, R. Bahar, “Anadolu’da Çok Tanrılı Dinler Döneminde Görülen Bereket Törenleri”, Türkbilig, 2000/1, Nisan 2000, s. 178-184.
Arslan, Ahmet Ali, Kızılderili-Türk Kültür İlişkileri, Ataların İzi İle, Orta Asya’dan Amerika’ya Türk Kültürünün Göçü, Berikan Yay., Ankara, 2004, 280 s.
Eberhard, Wolfram, Çin Simgeleri Sözlüğü, çev. Aykut Kazancıgil, Ayşe Bereket, Kabalcı Yay., İstanbul, 2000, 428 s.
Gündüz, Şinasi, “Kadim Ortadoğu’dan Orta Asya’ya Nevruz”, Bilig, sayı: 12, Kış 2000, s. 1-15.
Gündüz, Şinasi, “Nevruz”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt 33, İstanbul, 2007, s. 60-61.
Ökse, A. Tuba, “Eski Önasya’dan Günümüze Yeni Yıl Bayramları, Bereket ve Yağmur Yağdırma Törenleri”, Bilig, sayı: 36, Kış 2006, s. 47-68.
Şenavcu, Halil İbrahim, Japon Dinî Bayramları, basılmamış master tezi, Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi, Çanakkale, 2006, 136 s.
Turan, Fatma Ahsen, “Anadolu’daki Hıdırellez Kutlamalarına Dair İnanmalar, Ritüeller, Yasaklar ve Yaptırımlar” Gazi Türkiyat, Bahar 2008, sayı: 2, s. 91-100.
Türk Dünyası’nda Nevruz, yay. haz. Nadir Devlet, incl. Emine Gürsoy Naskali, Marmara Üniversitesi Yay., İstanbul, 1999, 115 s.


[1] Theodor H. Gaster, Thespis, Eski Yakındoğu’da Ritüel, Mit ve Drama, çev. Mehmet H. Doğan, Kabalcı Yay., İstanbul, 2000, s. 27.
[2] Gaster, a.g.e., s. 31-60.
[3] A. Tuba Ökse, “Eski Önasya’dan Günümüze Yeni Yıl Bayramları, Bereket ve Yağmur Yağdırma Törenleri”, Bilig, sayı: 36, Kış 2006, s. 50.
[4] Ökse, a.g.e., s. 53.
[5] Şinasi Gündüz, “Kadim Ortadoğu’dan Orta Asya’ya Nevruz”, Bilig, sayı: 12, Kış 2000, s. 3.
[6] Gündüz, a.g.e., s. 3.
[7] Gündüz, a.g.e., s. 4.
[8] Kemalettin Köroğlu, “Mezopotamya’da ‘Yeni Yıl’ Törenleri: Nevruz’un Kökeni”, Türk Dünyası’nda Nevruz, yay. haz. Nadir Devlet, Marmara Üniversitesi Yay., İstanbul, 1999, s. 37.
[9] Köroğlu, a.g.e., s. 37.
[10] Köroğlu, a.g.e., s. 38.
[11] Ökse, a.g.e., s. 53.
[12] Ökse, a.g.e., s. 52.
[13] Ökse, a.g.e., s. 54.
[14] Ökse, a.g.e., s. 52.
[15] Ökse, a.g.e., s. 51.
[16] Ökse, a.g.e., s. 50-51.
[17] Ökse, a.g.e., s. 51.
[18] Ökse, a.g.e., s. 51.
[19] Ökse, a.g.e., s. 51-52.
[20] Ökse, a.g.e., s. 54.
[21] Gündüz, a.g.e., s. 4.
[22] Gündüz, a.g.e., s. 4.
[23] Ökse, a.g.e., s. 51.
[24] Gündüz, a.g.e., s. 4.
[25] Wolfram Eberhard, “Bayramlar ve Tatiller”, Çin Simgeleri Sözlüğü, çev. Aykut Kazancıgil, Ayşe Bereket, Kabalcı Yay., İstanbul, 2000, s. 61.
[26] Halil İbrahim Şenavcu, Japon Dinî Bayramları, basılmamış master tezi, Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi, Çanakkale, 2006, s. 62-63.
[27] Ahmet Ali Arslan, Kızılderili-Türk Kültür İlişkileri, Ataların İzi İle, Orta Asya’dan Amerika’ya Türk Kültürünün Göçü, Berikan Yay., Ankara, 2004, s. 244-246.
[28] Arslan, a.g.e., s. 247.
[29] Şinasi Gündüz, “Nevruz”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt 33, İstanbul, 2007, s. 61.
[30] Gündüz, “Nevruz”, s. 61.
[31] R. Bahar Akarpınar, “Anadolu’da Çok Tanrılı Dinler Döneminde Görülen Bereket Törenleri”, Türkbilig, 2000/1, Nisan 2000, s. 180.
[32] Akarpınar, a.g.e., s. 181.
Reklam
 
 
294485 ziyaretçiburayı ziyaret etti
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=